Taaa, “103 yıl” önceydi...
Neredeyse bugünler…
Temmuz ayının ilk haftası…
Yer; Ankara Çankaya Köşkü…
Atatürk ve eşi konuklarını ağırlıyor…
Bir aralık konu Gazi'nin evlenmesine geliyor…
Konuşulurken Latife Hanım, iç geçiriyor:
“Ah, böylece yüksek tahsilim yarıda kaldı!” diyor…
Gazi'nin yüzü birdenbire asılıyor…
Biraz kısık bir sesle...
Dudağının ucundaki beklenmeyen cevabı seslendiriyor:
“Öyleyse hanımefendi, serbestsiniz… Yarım kalan okumanızı sürdürebilirsiniz...”
Yanlışını hemen fark eden Latife Hanım, Gazi'nin elini yakalayıp öpüyor ve heyecanlı bir sesle:
“Ama dünyanın en büyük üniversitesine böyle girdim işte…”
Diyerek işi tatlıya bağlıyor…
Ne ilginçtir ki; ilk kırılma işte budur!…
*
Son kırılmanın tarihi ise...
21 Temmuz 1925 gecesi…
Köşk'e geç saatlerde dönen Gazi...
Kendisini karşılayan askerle konuşuyordu…
Bahçedekiler, Gazi'nin anlattıklarına...
Coşku ve kahkaha ile karşılık verince...
Balkonda yapayalnız bekleyen kadının sabrı tükendi ve...
“Uşakızade Öfkesi” bir anda patladı…
Bütün söz vermeler, frenler, iyi niyetler unutuldu ve hırçın, öfkeli, acımasız bir ses balkondan aşağıya döküldü:
“Kemal! Gel artık buraya! Mahalle arkadaşların yetmiyormuş gibi şimdi de Köşk'ün nöbetçileriyle mi ahbaplık ediyorsun?”
*
Mustafa Kemal, Latife Hanım'ın yanına uğramadan bir odaya girdi ve kapısını kapattı… Telefonla, “Bana Kılıç Ali ile Salih'i (Bozok) bulun” dedi… İki eski arkadaş, Gazi'yi görür görmez durumu anladılar…
Karşılarında sanki alevi onları bile yakan bir yanardağ vardı…
Gazi; “Beyler bu iş bitti” dedi ve gerisini şöyle getirdi:
“Latife Hanım beni, kendisine hiç yakışmayan bir edayla muhafız polislerin, sofracıların, posta erlerinin önünde, şahsiyetimle bağdaşmayacak saygısız ve tedirgin edici bir tavırla son derece rahatsız etti… Bu iş burada bitmiştir… Siz İsmet Paşa ile görüşüp gereği neyse yapacaksınız…!”
*
Atatürk, topu topu “2 yıl, 6 ay, 25 gün”…
Ve hazırlıklar da eklenince...
Toplam “935 gün” evli kaldığı İzmirli Latife Hanım'ı…
Babaevine gönderirken…
Boşanmaya karar verdiği hayat arkadaşı için…
22 Temmuz 1925 gecesi…
Çok zarif bir “veda mektubu” kaleme aldı:
“Latife,
Sinirli ve acı çekmektesin… Ben de aynı şekilde sinirli ve acı çekmekteyim… Aramızdaki gerginliği düzeltmek için bir süre birbirimizden ayrı bulunarak sakinleşmeyi gerekli görüyorum… Böyle bir ara ile sakinlik oluşmadıkça sıkıntının ortadan kalkmasına imkan olmadığını anladım… Kasada emrinizde bulunan parayı yanına al… Seyahatin ve tedavin sırasında masraf edersin… Huzur ve sakinlik dilerim… Gazi Mustafa Kemal…”
*
Aradan aşağı yukarı 15 gün geçer…
Gazi, kesin kararını vermiştir, boşanacaktır…
Latife Hanım'a son kez “5 Ağustos 1925”te şu satırlarla veda eder:
“Uşakızade Latife Hanımefendi'ye,
Muhterem Hanımefendi,
İki buçuk senelik ortak hayatımızda bende oluşan kesin izlenimlerime göre, bu hayatın devamına çalışmakta bilhassa sizin için mutluluk imkanı bulunamayacağına yakinen ve kesinlikle kanaat getirdiğimden, sizi serbest bırakmayı uygun buldum… Talaknameyi (boşanma kağıdı) takdim ediyorum efendim… Türkiye Reisicumhuru Gazi M. Kemal…”
Gazi, bir mektup da Latife Hanım'ın İzmir'deki ailesine yazıyor…
O da aslında çok zarif bir not... Sadece, tek bir cümle: “Yollarımızın ayrılması gerekiyor...”
Ancak, Atatürk…
İnanır mısınız?
“Boşanıyorum...” diyerek, aynı gün hükümeti bile bilgilendiriyor:
“Başbakanlık Makamı'na,
Uşakızade Latife Hanımefendi Hazratleri ile iki buçuk seneden beri devam eden hayatı izdivaciyemize (evlilik hayatımıza) hitam (son) vererek birbirimizden ayrılmaya karar verdik… Mişarünileyhaya (hanımefendi'ye) 5 Ağustos 1925 tarihiyle talakname (boşanma kağıdı) takdim ettim… Keyfiyeti (durumu) hükümetin ıttılaına (bilgisine) arz ederim efendim… Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal…”
*
Gazi Mustafa Kemal ile Latife Hanım, bir daha hiç yan yana gelmediler… İzmirli Latife Hanım'ın, evliliği sırasında “çocukluk yaptım” diye adlandırdığı davranışlarından dolayı, sonradan çok pişmanlık duyduğu bilinir…
*
Bugünün biten izdivaçlarındaki…
Kavgalar, aşağılamalar, mal paylaşımları…
Cep telefonlarından uçuşan…
Ağza alınmayacak mesajlar…
“Aşkım, aşkım…” diye başlayıp…
“Defol, gözüm görmesin seni…” hakaretiyle biten…
Birbirinden garip…
Evlilikleri düşündükçe…
Gerisini siz getirin artık...
*
Nokta...
Hamiş 1: Atatürk, Latife Hanım için “Sen Latife değil, Latif (hoş, güzel) bir insansın" demiş ve hitaplarında da genellikle bu ismi kullanmıştı... Evlilikleri boyunca Latife Hanım'ın zekasına ve entelektüel birikimine değer verdi; ancak boşanma sürecinde ve sonrasında onun güçlü kişiliğinden zaman zaman yakınmıştı...
Hamiş 2: Mustafa Kemal Atatürk ve Latife Hanım, 29 Ocak 1923 tarihinde evlendiler... Nikah, İzmir'deki Uşakizade Köşkü'nde kıyıldı... Çiftin evliliği, önü ve sonrası ile birlikte geçirdikleri günlerin sayısı, “Nezihe Araz”ın ölümsüz eseri kitabının kapağında olduğu gibi “Mustafa Kemal ile 1000 gün”dür...
Sonsöz: “O bir kaplandı; kaplanlara gem vurulmaz!” / Bu söz, Mustafa Kemal Atatürk ile eşi Latife Hanım arasındaki fırtınalı evliliği yorumlayan Veled Çelebi İzbudak tarafından kaleme alınmıştı...