BİZ GİTMİYORUZ ONLAR GELİYOR...

Abone Ol

Türk savunma sanayisi, 2000'li yılların başından itibaren köklü bir değişim içerisine girerek, basit bir "kullanıcı" olmaktan çıkıp küresel ölçekte bir "tasarımcı ve üretici" kimliğine bürünerek tam anlamıyla bir rönesans dönemi yaşamaya başladı. Bu sürecin en kritik eşiği, Mayıs 2004 tarihindeki Savunma Sanayi İcra Komitesi (SSİK) toplantısıdır. Bu toplantıda alınan devrim niteliğindeki kararla, milyarlarca dolarlık hazır alım projeleri iptal edilip ve silah sistemlerinin tamamen yerli imkanlarla tasarlanması dönemi resmen başlatıldı. Bu dönüşüm, mühendislik kapasitesine duyulan güvenin başlıca göstergesiydi.

Milli Teknoloji Hamlesi, savunma sanayinde büyük bir yükselişi beraberinde getirdi. 2002 yılında yalnızca %20 seviyelerinde olan yerlilik oranı, 2024 yılı itibarıyla %83’e ulaşarak ülkeye stratejik özerklik sağladı. Bu başarı, özellikle yerli KTJ-3200 ve TF35000 motor projeleri ile pekişerek; Türkiye'nin kararlarında başka aktörlerin onayına ihtiyaç duymadan hareket edebilmesini mümkün kıldı. Sektörel ekonomik verilere de bakılırsa bu büyümeyi net bir şekilde görebiliriz; 2002 yılında 66 olan proje sayısı 2023-2024 döneminde 850’nin üzerine çıkarken, yaklaşık 250 milyon dolar olan ihracat 5.5 milyar doları geçti. Toplam proje hacmi ise 90 milyar doların üzerine yükselerek dev bir ekosistem yarattı. 2025 yılında proje sayısı bini geçti. Yıllık ihracat on milyar doların, toplam proje hacmi ise yüz milyar doların üzerine çıktı. Benim açımdan diğer çarpıcı veriyi ise TEİ genel müdürü Prof.Dr.Mahmut AKŞİT paylaştı; TEİ bünyesinde çalışan yaklaşık 2500 mühendisin yaş ortalaması sadece 28.
Savunma Teknolojisi alanında Türkiye, dünyada "oyun değiştirici" bir güç olarak kabul ediliyor artık.

Özellikle İHA ve SİHA alanında Bayraktar TB2, ANKA, Akıncı ve Aksungur platformları ile Türkiye, bu teknolojiyi üretebilen sayılı ülkeler arasına girmeyi başardı. "Mavi Vatan" vizyonu kapsamında yürütülen MİLGEM projesi ile Heybeliada ve İstanbul sınıfı gemiler denizlere indirildi, dünyanın ilk "SİHA Gemisi" olan TCG Anadolu hizmete girdi. Gökyüzünde ise milli muharip uçak KAAN, ilk uçuşunu gerçekleştirerek ülkenin havacılık sektörünü beşinci nesil uçak üretebilen ülkeler ligine taşıdı. Hava savunma ağımız KORKUT, HİSAR ve SİPER gibi katmanlı sistemlerle örülürken; ATMACA, SOM ve TAYFUN füzeleri caydırıcılığı en üst seviyeye çıkarttı.

Bu yükselişin küresel vitrini olan SAHA EXPO, Avrupa’nın en büyük sanayi kümelenmesi olan SAHA İstanbul’un gücüyle doğdu. 2018 yılında başlayan bu yolculuk, pandemi döneminde dünyanın ilk 3D sanal fuarını gerçekleştirerek dijital vizyonunu kanıtladı.

Geçtiğimiz hafta düzenlenen ve savunma sektörü alanında uluslararası aktörlerin de büyük ilgisini çeken SAHA EXPO 2026 fuarında, yaklaşık sekiz milyar dolarlık rekor ihracat sözleşmesi imzalandı. Fuar süresince firmalar arasında otuz bine yakın yüz yüze iş görüşmesi (B2B) gerçekleştirildi. Üç yüzün üzerinde yeni ürün (kara, hava, deniz ve siber güvenlik alanlarında) ilk kez dünya sahnesine çıktı. Yüz yirmiden fazla ülkeden 1.700'ün üzerinde firma stant açtı. Bunun yaklaşık 1.500'ü yerli, geri kalanı yabancı firmalardan oluştu. Fuara, ABD, Birleşik Krallık, İsveç, Almanya, İspanya, Romanya ve Avusturya gibi Batılı ülkelerin yanı sıra; Orta Doğu, Afrika ve Uzak Doğu'dan yoğun katılım sağlandı. Uluslararası alanda önde gelen büyük savunma sanayi firmaları yerli şirketlerimiz ile ortak üretim protokolleri imzaladı. Tüm bu verileri bir araya getirince Türkiye'nin küresel alanda kuralları koyan bir "oyun kurucu" olduğu tescillendi.

Ürettiğimiz ürünleri biz bu ülkelere gidip pazarlamaya çalışırken artık bu ülkeler kendileri geliyor ayağımıza...

Sektörün bu başarısı sadece askeri alanla sınırlı kalmayıp, sivil sanayi için de bir lokomotif görevi üstleniyor. Savunma sanayisinde edinilen yüksek teknoloji birikimi; sağlık, enerji, ulaşım, tarım ve haberleşme gibi stratejik alanlarda aktif olarak kullanılıyor.

Bilgi ve teknoloji transferi, ülkenin genel kalkınma fitilini ateşleyen en önemli unsur olarak görülüyor. Ayrıca Anadolu’ya yayılmış nitelikli KOBİ’lerin AS-9100 gibi uluslararası standartlarda üretim yapabilmesi, sektörün yarattığı "pozitif dışsallığın" en net göstergesi. Dijital takip araçlarını ustalıkla kullanan bu yapılar sayesinde Türkiye, teknoloji ihraç eden merkez konumuna geldi.

Sonuç olarak, Türk savunma sanayindeki dev şirketler, Türkiye'yi küresel pazarda rekabetçi bir ülke konumuna getirdi. Milli Teknoloji Hamlesi ile Türkiye, artık teknolojik gelişmeleri takip eden değil, savunma sanayinde küresel trendleri belirleyen vazgeçilmez stratejik bir aktör haline geldi. Bu süreç, ülkenin hem ekonomik refahına hem de askeri alandaki bağımsızlığına çok önemli katkılar sağlayacak.

Türk savunma sanayisi artık güçlü bir gelecek vadediyor.