BİR MUM IŞIĞINDA 78 YIL...

Abone Ol

Bazı yaşlar vardır; rakamdan ibaret değildir. İçinde mevsimler taşır, sesler biriktirir, sofralar kurar, yollar aşındırır. Yetmiş sekiz yıl mesela… Dile kolay. Bir ömrün içine sığan onca hatıra, onca sevinç, onca hüzün.

Karşımda oturmuş geçmişi anlatıyor. Sanki sadece anlatmıyor; yeniden yaşıyor. Gözleri uzaklara dalıyor, yüzünde o tanıdık, biraz mahcup ama bir o kadar da huzurlu gülümseme… “Bizim zamanımızda…” diye başlayan cümleler yoklukları değil, kıymeti bilinen küçük mutlulukları anlatıyor aslında. Bir elbisenin yıllarca giyildiği zamanları, komşulukların kapı çalmadan yaşandığı günleri, bir mektubun haftalarca beklenip bayram yerine dönen kalpleri…

Zorluklar yok mu? Elbette var. Hangi hayat dümdüz bir yol ki… Acılar olmuş, kayıplar olmuş, içe atılmış cümleler, sessizce silinmiş gözyaşları… Ama belli ki hepsi birer yük değil artık; birer hatıra. Çünkü insan ancak kabullendiği yerden huzurla konuşur geçmişi.

Pastanın üzerinde tek bir mum vardı. Ama o tek mumun ışığı, koskoca bir hayatı anlatmaya yetti. Üflerken “Aman kızım, artık kutlamayalım, kutlanacak yaş değil ki…” dedi.

İşte o an anladım; bazı insanlar yaş aldıkça kendilerini geri çekiyor hayattan, yer açmak ister gibi bizlere.
Oysa tam tersine… Kutlanması gereken tam da bu yaşlar.

Sabırla büyütülen evlatlar için, yoktan var edilen sofralar için, hastane koridorlarında edilen dualar için, bayram sabahları erkenden kalkıp hazırlanan kahvaltılar için, “ben iyiyim” deyip geçilen zor günler için…

“Olur mu anne?” dedim. “Senin her yaşın kutlanır. Daha nice senelerimiz, daha nice anılarımız olsun. Sen hep bir telefon kadar yakın ol…”
Çünkü bazı insanlar bir evin direği değildir sadece; bir ömrün hafızasıdır. Sesi duyulduğunda içimizi rahatlatan, varlığıyla mesafeleri kısaltan, yokluğunu düşünmenin bile içimizi ürperttiği…

Yetmiş sekiz yılın bana öğrettiği bir şey var: İnsan yaş almaz, hatıra biriktirir. Ve bir gün geriye dönüp baktığında, saydığı yıllar değil, dokunduğu hayatlar kalır.