BİR “MÜJDE” DAHA GELMEDİ BİR DAHA!

Abone Ol

Dün gece yarısını geride bırakırken…

Takvim yaprağı 21 Haziran’ı gösteriyordu ve…

O gün dünyaya gelmişti…

Şu sırada…

(21 Haziran 2026 / Pazar)

Bu sabah…

Bi’parmak hesabı yaparsak…

Türkiye’nin, O popüler yıldızı...

Eskilerin ifadesiyle...

“72 yıl ve bir günlük” olmuştu…

Nice yıllara…

Milyonların hayranı…

Türkiye’nin “Müjde Ar”ına…

*

Az kişi bilir; ama doğrudur…

O’nu hep sanatçı “Müjde Ar” olarak bildik; hayranı olduk…

Ama…

O’nun nüfustaki adını da biz yazalım:

“Kamile Suat Ebrem”…

*

Çok şanslıydı...

Şöhreti tam “51 yıl önce” yakaladı!

Biliyorum…

“Yok artık!” diyeceksiniz ama…

Müjde Ar’ı…

Türkiye sahnelerine “zamk gibi” yapıştıran…

Siyah-beyaz bir TV dizisidir ve adı da…

“Aşk-ı Memnu” olarak tarihe geçmiştir…

Ve işte o siyah-beyaz dizi…

Ya şansına… Ya bahtına…

O dünya güzeli “balık eti” Kamile Suat Ebrem’i…

Yıldız yapıp bulutların üstüne uçurmuştur…

*

TRT’nin fi tarihindeki o altı bölümlük dizisinde…

Erkekler…

O’nu nefessiz izliyordu…

Allah vergisi “oyunculuk yeteneği” ile…

Daha o yaştaki…

(O sırada 19’una bile basmamış henüz…)

Beyaz tenli, kara kaşlı, kara gözlü…

Hafiften tombiş o kız…

Seyirciyi bi’anda esir almıştı…

Belki de o tarihte Türk Sineması…

Bakışıyla… Göz süzüşüyle… Dönüp bi’daha baktıran fiziğiyle…

O güne kadar…

Görüp-göreceği en “seksi esmeri” keşfetmişti…

Kimilerine göre...

Olağanüstü güzel bir aktris değildi ama…

Eskilerin “eskimeyen” yakıştırmasıyla…

Müthiş “seksapel” özelliği olan bir oyuncuydu…

Zaten…

(Bakın şuracığa yazıyorum...)

Yeşilçam’a O’nun gibisi bi’daha gelmedi!..

*

(*) Tevellütü…

O’nunla aynı yörüngeyi paylaşmaya elverişli olanlar…

(Ben dahil…)

O’nu hep şöyle andı, anıyor ve anacak(!)

Seksi… Cesur… Erkek milletine müdana etmeyen (kendini borçlu hissetmeyen)… Tipik, seven / sevilen… Delikanlı adamın bile lafını ağzına tıkamayı beceren mahallenin esmer Marilyn Monroe’su…

Daha ötesi var mı?

*

Hep dünya şekeri ama…

Damarına asla basmayacaksın!

Aynı zamanda…

Çekici, kızgın ama bi’o kadar da “akıldan çıkmayan” bir çekici(!)…

Ve olmazsa olmaz…

“10 numara, 5 yıldız” oyunculuk ile…

Yeşilçam’ı bile sildi, süpürdü!

*

Bugün neden kamera karşısında değil?

Geçenlerde…

Gazetecilere şöyle diyordu:

“Artık çok uzun süre setlerde duramam… O koşulları siz bilmiyorsunuz… Normal bir insanın dayanması imkansız… Ancak 2-3 bölüm oynarım sonra da ölürüm; senaryo gereği… Yoksa daha fazla kalmam…”

*

Dönelim geçmişe; eksik bi’şi kalmasın…

Annesi şarkı sözü yazarı ve tiyatro sanatçısı olduğu için…

Salgın hastalık gibi bulaştı artistlik…

Rahmetli Aysel Gürel ile rahmetli gazeteci Vedat Ebrem’in…

İlk çocukları olarak dünyaya gelmişti…

Henüz sekiz yaşına bile basmamıştı…

Oraloğlu Tiyatrosu’nda sahne tozu yutmaya başladığında…

70’li yılların başında…

(Yani yarım asırdan fazla oluyor…)

Fotoromanlarda oynadı, mankenlik yaptı…

Taaa ki…

Merhum yönetmen Halit Refiğ, O’nu keşfedinceye kadar…

O yılların TRT’si…

Halid Ziya Uşaklıgil’in ünlü romanı “Aşk-ı Memnu”yu dizi yapacaktı…

“Bihter” rolünü kaptı…

Sonrası malum!

O “Bihter” oldu; şöhret kapıları ardına kadar açıldı…

*

Türk Sineması’na vurgun olanlar iyi bilir…

Daha dizi ekrandayken…

Yeşilçam’ın ünlü yapımcıları kapısından ayrılmıyordu…

Dönemin sarışın “Afet’i Devran”ı…

Neriman Köksal’ın esmeri olarak…

Her filmi kapalı gişe oldu…

O arka arkaya çektiği filmlerde

Gülümsemesi, dudak büküşü hatta…

Kapının önünü süpürmesi (müthiş bir sahnedir!) bile…

Yıllar önce ortalığı ayağa kaldırmıştı…

*

Şunu söylemezsem içim rahat etmez…

Film çekerken sahneye çıktı…

Şarkı söyleyerek…

Bu alanda da sanat karnesine bir “pekiyi” daha koydurdu…

Fuar’da büyük ilgi topluyor; o çıkıncaya kadar…

Kimse yerinden kıpırdamıyordu…

Merhum Atıf Yılmaz’ın yönettiği “Deli Kan” ve yine…

Ömer Kavur’un 1981 yılında yönettiği “Ah Güzel İstanbul” gibi…

İddialı filmlerin başrolüne adını yazdırdı…

Artık…

Nitelikli ve iddialı yapımlarda kamera karşısına geçiyordu…

*

Birçok kadın yıldızın cesaret edemediği rolleri üstlendi…

Cinselliğinden çekinmeyen…

Sorunlarına sahip çıkmak isteyen bir kadın tipi yarattı…

Türkiye’nin bu değişime ihtiyacı vardı ve…

Takvimler 80’li yılların ilk basamaklarını gösteriyordu…

Mesela...

Şalvar Davası… Dağınık Yatak… Fahriye Abla… Dul Bir Kadın… Adı Vasfiye… Aaah Belinda… Teyzem… Asılacak Kadın… Afife Jale ve Arabesk…

Gibi emsalsiz filmleri…

Benim ve yaşdaşlarımın unutması mümkün mü?

*

San’at yaşamında…

50 yılı geride bıraktı; daha anlamlısı “yarım asrı” devirdi…

Anneciğini yitirdi…

Kardeşi Mehtap Ar’ı...

Beş yıl önce toprağa verdi…

Sevdaları olmadı mı?

Oldu, tabii ki…

Ancak harbi kızdı…

Hiçbirinin özeline girmedi…

San’atından ve sanatçı kimliğinden “kıymık kadar” ödün vermedi…

Üç adet “En İyi Kadın Oyuncu” ödülü var…

Sevdi, sevildi…

Uzun süre müzisyen Attila Özdemiroğlu ile beraberlik yaşadı…

...Ve tam 21 yıldır...

CHP eski Milletvekili ve...

Kültür eski Bakanı Ercan Karakaş ile evli…

*

Hiç boş durmuyor…

Geçen yıllarda…

Bodrum’daki gürültü kirliliğini memlekete anlatmak için…

“Gürültüsüz Yaşam Platformu”nu kurdu…

*

Bugün tam 73 yaşında…

O’na sorarsanız…

Hayatının baharında…

Seviyor, seviliyor ve…

Yeşilçam Tarihi’ne bir “ilk” olarak geçip…

Sinema’ya demir atmasına neden olan…

Seviyeli…

“Cesur ve Güzel Kadın” rolünün…

Yaratıcısı olmanın tadını çıkarıyor…

*

Bir anısını anlatıyor ki, olacak şey değil; tarihe geçer:

“Ah Güzel İstanbul” filmi gösterime yeni girmişti… Bir mektup aldım… Gerçekten beni hayat kadını zannediyor, yaşadığım hayattan çekip benimle evlenebileceğini yazıyordu… Çok yürekli bulmuştum o mektubu… Ben de oturdum, (Canım kardeşim, sağol… Ama biz bu yolun yolcusuyuz… Allah kurtarsın…) diye bir cevap yazmıştım… Ama çok hoş bir mektuptu... Çok samimi bir mektuptu…”

Bi’tane de günlük hayattan…

Gazeteci soruyor; “En son ne zaman aynaya bakıp, (Vay be, ne güzel kadınsın sen?) dedin?” Şu kestirme cevap kaçımızın aklına gelir? “Hiç aynaya bakacak vaktim olmuyor ki… Duştan sonra giyinmek için iki dakika yeter…”

*

Bitiriyoruz…

Müjde Ar’ın…

Bugün bırakın “ucundan / yanından” benzerinin “kopyası” bile yok!

O, eskilerin dediği gibi…

Gelmiş geçmiş…

Nevi şahsına münhasır (özgün) bir oyuncu olabilmenin…

Haklı olarak…

Tacını taşıyor…

Yedi / sekiz yıl oldu neredeyse...

TV dizisi “Şahsiyet” ile…

Yıldızının üstünde “toz” zerreciği bile olmadığını kanıtladı…

Gülümseyeceksiniz ama…

Şöyle bitirelim, izninizle…

O ramp ışıklarının karşısında bile yalnızdı…

Bakıyorum da…

Son 20 yıldır…

Farkında mısınız?

Bir “Müjde Ar” daha gelmedi, gelemiyor…

Türk Sineması’na…

Bu gidişle hiç gelemeyecek galiba!

O zaman?

Nedir, niyazımız?

“O Yıldızlar Hiç Sönmesin…”

(*) Tevellüt: Doğma zamanı…

Nokta...

Hamiş 1: Müjde Ar, 50 yıllık sanat hayatında milyonların hayranı oldu; o hayranlık yaş basamaklarına paralel hala sürüyor… Kader, O’nu sanat kulvarına yöneltmeseydi, İstanbul Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı üzerine yüksek lisans yaparken okulu bırakır mıydı?

Hamiş 2: Müjde Ar okul yıllarında kaşlarını nasıl kazıttığını anlatıyor: “Fatih Kız Lisesi’nin müthiş başarılı öğrencilerinden biriydim... Dokuz aldığımda, kağıdımın 10’luk olduğunun savaşını verir, öğretmenle kavga ederdim... O yıllarda aynaya fazla bakmazdım... Mesela, arkadaşlarım yapsa da, ben kaşlarımı almazdım... Bir gün beden eğitimi öğretmenimiz, (Kaşlarını neden alıyorsun?) diye tutturdu... Ertesi gün protesto etmek için kaşlarımı jiletle kazıyıp gittim okula... Deli unvanım buradan geliyor!”

Hamiş 3: Bunu okumalısınız; Müjde Ar, sosyal medyada kendisine hakaret eden veya kişilik haklarına saldıranlarla yasal yollardan mücadele etmekten çekinmiyor... Üç yıl önce kendisine yönelik hakaret ve küfür içeren paylaşımlar yapan “bin 217” kişi hakkında suç duyurusunda bulundu...

Sonsöz: “Oyuncu olmak, başka türlü hayatlarda var olma isteğidir! / Müjde Ar – Oyuncu…”