Takvimler 18 Mart’ı gösterdiğinde, bu toprakların üzerinde yaşayan her bir ferdin göğsünde farklı bir gurur çarpıntısı başlar. Çünkü bugün, sadece bir askeri zaferin yıl dönümü değil; imkansızlığın inançla, çeliğin et ve kemikle, sömürgeci kibrin ise vatan aşkıyla dize getirildiği gündür.
Bundan tam 111 yıl önce, dünyanın en modern ve "yenilmez" denilen donanmaları Çanakkale Boğazı’nın serin sularına gömülürken, aslında tarihin akışı da o sularda yeniden yazılıyordu. O gün Boğaz’ın iki yakasında yükselen barut dumanları, bir imparatorluğun küllerinden yeni bir devletin, genç Türkiye’nin doğacağının ilk işaretlerini veriyordu.
Çanakkale’yi anlamak; sadece mermi sayısını ya da gemi tonajlarını hesaplamak değildir. Çanakkale’yi anlamak; Seyit Onbaşı’nın sırtındaki o devasa yükte vatanın namusunu görmektir. 57. Alay’ın geri dönmeyi hiç düşünmeden ölüme yürüyüşündeki o sessiz teslimiyete şahitlik etmektir. Ve en önemlisi, Anafartalar’da bir güneş gibi doğan Mustafa Kemal’in "Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum!" sözündeki o sarsılmaz kararlılığı iliklerine kadar hissetmektir.
O gün Gelibolu’da yan yana yatanlar; sadece farklı şehirlerden, farklı köylerden gelen Anadolu çocukları değildi. Onlar, bu toprakların ebediyen Türk yurdu kalacağının altına kanla imza atarak mühürlerdi. Tıbbiyelisinden köylüsüne, öğrencisinden ustasına kadar bir nesil, bizler bugün bu bayrağın altında özgürce nefes alabilelim diye kendi nefeslerinden vazgeçtiler.
Bugün, 18 Mart 2026. Aradan geçen bir asrı aşkın süreye rağmen, Çanakkale Ruhu hala en taze haliyle damarlarımızda dolaşıyor. Bizlere bırakılan bu büyük miras; sadece bir toprak parçası değil, zorluklar karşısında asla pes etmeme iradesidir.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, bu toprakları bize vatan kılan tüm aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve sonsuz bir saygıyla anıyoruz.
Çanakkale dün geçilmedi, bugün de geçilmez, yarın da geçilmeyecektir.