Söz, bir kalp atışı gibi yayılır; Meclis’ten Hatay’ın sokaklarına, emeklinin sofrasına, motokuryenin direksiyonuna, bir annenin gözyaşına dokunur. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel’in 20 Ocak 2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı grup konuşması, tam da böyle bir yankı bıraktı. Siyasetin soğuk duvarlarını aşan, insanın yüreğine değen bir çağrıydı bu.
Hatay’ın “olanı görüyorum, yapılanı biliyorum” diyen suskun çığlığı, kürsüde dile geldi. Bir şehir, kendisine söylenen sözlerle yaşadığı gerçeklik arasındaki uçurumda incinirken; “Birlikte gidelim” çağrısı, siyasetin unuttuğu bir erdemi hatırlattı: Yüzleşme cesaretini. Çünkü hakikat yalnızca anlatılmaz; gezilir, görülür, dokunulur. Gerçek, insanın gözlerinin içine bakarak konuşur.
Bu konuşmanın özünde sertlik değil, derin bir nezaket vardı. Güçle kibir arasındaki farkı hatırlatan, yetkiyle vicdan arasına mesafe koyan bir dil… Yönetmenin, hükmetmek değil; anlamak, onarmak ve sahip çıkmak olduğu duygusu satır aralarına sinmişti. Siyasetin vakarını, insana karşı sorumluluğunu anımsatan bir tondaydı bu.
Kürsüden yükselen her cümlede emeklinin yorgun omuzları hissedildi. Torununa harçlık verememenin mahcubiyeti, pazardan yarım poşetle dönmenin sessiz hüznü vardı. Motokuryelerin rüzgârla yarışan hayatları, Kartalkaya’da yarım kalan nefesler, adalet bekleyen aileler vardı. Ve sınırın ötesinde, Suriye’de ateşin içinden geçen halklar… Konuşma, yalnızca bugünün değil, yarının da meselesini taşıyordu.
Bu metin, iktidarın yalnızca bir makam değil, ağır bir emanet olduğunu hatırlattı. Yetkinin, gerçeği eğip bükme hakkı değil; onu koruma sorumluluğu olduğunu fısıldadı. Çünkü devlet, ancak yurttaşına karşı dürüst kaldığı ölçüde güçlüdür. Ve siyaset, insanın kalbine değdiği kadar anlamlıdır.
Özgür Özel’in sesi, bir parti liderinin sesinden öteye geçti; toplumun nabzını tuttu. Rakamlar konuştu, tanıklıklar konuştu, hafıza konuştu. Ama en çok da “millet aklı” dediği o sessiz bilgelik… Sokakta yürüyen insanın sezgisi, evine ekmek götürmeye çalışan babanın kaygısı, çocuğunun geleceğini düşünen annenin duası…
Bu konuşma, bize şunu hatırlattı:
Güç, merhametle birleştiğinde anlam kazanır.
Yönetmek, insanı incitmeden yol alabilmektir.
Hakikat ise, en zarif hâliyle bile sarsıcıdır.
Belki de bu yüzden bazı sözler kürsüden iner inmez tarih olur. Çünkü tarih, yalnızca olanları değil; olması gerekeni hatırlatanları da yazar. Ve bazı konuşmalar, bir ülkenin vicdanına dönüşür.