BİR DAHA KAMER GENÇ GELİR Mİ?

Abone Ol

Bazı insanlar ölürken sadece bir bedeni değil, bir sesi de alıp götürürler. Kamer Genç’in ardından duyulan boşluk tam olarak budur. Bugün onu anarken aslında bir milletvekilini değil; kürsüden korkmadan konuşan bir vicdanı, susturulamayan bir itirazı, yalnız kalmayı göze almış bir adamı hatırlıyoruz. Ölüm yıldönümünde geriye dönüp baktığımda aklıma tek bir soru geliyor: Bir daha Kamer Genç gelir mi?
Siyaset, yıllardır aynı cümleleri tekrar eden, aynı ezberleri bozmaktan korkan insanlarla dolu. Kamer Genç ise ezberi bozmayı değil, ezberi parçalamayı seçmişti. Sesi titremezdi, kelimeleri yuvarlamazdı, “yanlış anlaşılmayayım” kaygısıyla susmazdı. Doğru bildiğini söylerdi. Yanlış yerde durmazdı. Bedelini de öderdi. Belki de bu yüzden bugün onu anarken içimizde hafif bir sızı var. Çünkü böylesine gözü kara bir dürüstlüğe artık pek rastlanmıyor.
Onu Meclis kürsüsünde izleyenler bilir. Kimi zaman öfkeyle, kimi zaman sitemle, kimi zaman da yoksul bir çocuğun kaderine duyduğu isyanla konuşurdu. Alkış beklemezdi. Takdir edilmek gibi bir derdi yoktu. Hatta çoğu zaman yalnız kalacağını bile bile konuşurdu. Kamer Genç’i farklı kılan da buydu: Yalnızlıktan korkmayan bir adamdı. Kalabalıkların arkasına saklanmadan, güç sahiplerinin gölgesine sığınmadan konuşurdu.
Hayatı boyunca yoksulluğu unutmadı. Tunceli’nin dağlarından Ankara’nın soğuk koridorlarına uzanan yolculuğunda, geldiği yeri inkâr etmedi. Makamlar onu değiştirmedi, koltuklar ona başka bir dil öğretmedi. O hâlâ aynı yerden bakıyordu hayata: Aşağıdan. Ezilenden. Görülmeyenden. Duyulmayanlardan. Bu yüzden sözleri sertti. Çünkü hayat sertti. Çünkü adaletsizlik yumuşak cümlelerle anlatılamazdı.
Kamer Genç’in konuşmalarından rahatsız olanlar çoktu. “Üslup” eleştirisi yapanlar, ses tonuna takılanlar, söylediklerinden çok nasıl söylediğini tartışanlar… Ama asıl rahatsızlık, onun söylediklerinin doğruluğundan kaynaklanıyordu. Çünkü o konuştuğunda konfor bozuluyordu. Sessizlik çatlıyordu. Görmezden gelinen gerçekler bir anda herkesin yüzüne çarpıyordu. Kamer Genç, tam da bu yüzden sevilmedi. Ama tam da bu yüzden unutulmadı.
Bugün siyasete baktığımda, Kamer Genç’in yokluğunu daha derinden hissediyorum. Herkesin hesap yaptığı, herkesin kelimeleri tarttığı, herkesin bir sonraki adımı düşündüğü bir ortamda; düşünmeden, korkmadan, eğilip bükülmeden konuşan bir sese ne kadar ihtiyacımız olduğunu fark ediyorum. O ses artık yok. Ve bu yokluk, sadece bir kişinin eksikliği değil; bir cesaret biçiminin kaybı.
21 Ocak 2016’da Kamer Genç aramızdan ayrıldığında, sadece bir insanı toprağa vermedik. Bir geleneği, bir direniş tarzını, bir “susmama” hâlini de uğurladık. Bugün onun adını anarken içimizdeki burukluk belki de buradan geliyor. Çünkü onun yerini dolduracak birini bulmak kolay değil. Hatta belki de mümkün değil.
Ama yine de Kamer Genç’i anmak umutsuzluk değildir. Tam tersine, bir hatırlatmadır. Susmanın normalleştiği zamanlarda konuşmanın, eğilmenin alışkanlık haline geldiği dönemlerde dik durmanın mümkün olduğunu hatırlatır. Bir kişinin bile fark yaratabileceğini gösterir.
Bir daha Kamer Genç gelir mi bilmiyorum. Ama şunu biliyorum: Onu hatırladıkça, onun gibi konuşmaya cesaret edenler oldukça, bu ülkenin vicdanı tamamen susmayacak. Kamer Genç, bugün aramızda değil belki. Ama sesi hâlâ bir yerlerde yankılanıyor. Ve o yankı, hâlâ rahatsız edici. İyi ki de öyle.
Saygıyla, özlemle…