BİR BASIN ŞEHİDİ: ÇETİN EMEÇ

Yıl 1988…

Abone Ol

Yeni Asır’dan ayrılmışım. İşsizim. Evdeyim.

Telefon çaldı.
Karşıda rahmetli Şevket Özçelik vardı. Yıllarca Yeni Asır’da çalıştıktan sonra İstanbul’a gitmiş, Hürriyet Gazetesi Yazı İşlerine transfer olmuştu.

“Ne yapıyorsun Atila? Çalışıyor musun?” diye sordu.

“Hayır abi, işsizim” dedim.

Hiç duraksamadı.

“Şimdi hemen Nedim Demirağ’ı ara. Sana uçak bileti alacak. İstanbul’a geliyorsun. Çetin Bey seni bekliyor” dedi.
Nedim Demirağ Hürriyet Gazetesi Ege Bölge temsilciydi.
Nedim abiyi aradım. Haberi varmış.
Ertesi gün uçak biletim hazırdı.

Dualarla uğurlandım.

Atatürk Havalimanı’na indiğimde Hürriyet Gazetesi’nin aracı beni bekliyordu.
Hayatımda ilk kez kendimi bu kadar önemli hissetmiştim.

Şevket abi karşıladı.

“Ne içersin diye sorarsa mutlaka bir şey söyle. Rahat ol. Sana sorduklarına cevap ver” dedi.

Ama insanın heyecanı kolay geçmiyor.

Kapıyı açıp içeri girdiğimde Çetin Emeç’in masası gazete ve dergilerle, notlarla doluydu.
Gerçek bir gazetecinin masasındaydım.

Çay geldi.

Sohbet başladı.

Daha doğrusu bir tür sınavdı.

Çetin Emeç konuşurken bir anda duruyor,
“Turizm Bakanı…” diyordu.

Ben hemen adını söylüyordum.

Bir süre sonra anladım.
Siyaset bilgimi ölçüyordu.

Çay bitti.

Sohbet de.

Sonra o cümleyi söyledi:

“Kendini iyi yetiştirmişsin. Seni işe alıyorum. İstanbul’da siyaset muhabiri olacaksın.”

Maaşımı da söyledi.

Bana göre çok yüksekti.
Neredeyse Hürriyet’te 15-20 yıldır çalışan muhabirlerin aldığı seviyedeydi.

Ama hayat bazen plan yaptırmaz.

İzmir Bornova’da yeni bir düzen kurmuştuk.
Oğlum Özmen ilkokula yeni başlamıştı.

“Bir süre İzmir’de çalışayım. Aile düzenini kurayım, sonra İstanbul’a geleceğim” dedim.

Hürriyet İzmir Bürosu’nda işe başladım.

Derken yerel seçimler oldu.

Yüksel Çakmur İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi.
Beni Basın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanı olarak göreve çağırdı.

Ve ben…

Çetin Emeç’e verdiğim İstanbul sözünü tutamadım.

*

Çetin Emeç yalnızca bir genel yayın yönetmeni değildi.

Gazeteciliği bilen, gazeteciyi anlayan bir yöneticiydi.

1935’te gazeteci bir ailenin çocuğu olarak doğdu.
Babası Selim Ragıp Emeç, Demokrat Parti’nin kurucularından ve milletvekiliydi.

Gazeteciliğe 1952’de Son Posta gazetesinde başladı.
Hayat ve Ses dergilerinde çalıştı.
Sonra Hürriyet Grubu’na geçti.

Türkiye’nin en önemli gazetelerinde yöneticilik yaptı.

Gazetecilik onun için bir meslek değil, bir yaşam biçimiydi.

Ama bu meslek Türkiye’de her zaman kolay olmadı.

7 Mart 1990 sabahı…

İstanbul Suadiye’deki evinden çıkarken, şoförü Sinan Ercan ile birlikte silahlı saldırıda öldürüldü.

Bir gazeteci daha karanlığa kurban gitti.

*

Bugün Türkiye’nin birçok yerinde Çetin Emeç adı yaşatılıyor.

Caddelerde…
Bulvarlarda…
Parklarda…
Stadyumlarda…

Ama aslında onun adı en çok gazetecilikte yaşıyor.

Çünkü gazetecilik bir bayrak yarışıdır.

Birileri gider.

Birileri gelir.

Ama gerçek gazetecilik bayrağı düşmez.

Çetin Emeç de o bayrağı taşıyanlardan biriydi.

Ve bizler…

O bayrağı yere düşürmemek zorundayız.