BİR BABANIN MÜCADELESİ

Abone Ol

Telefonum çaldığında milletvekilliğim sürüyordu.
Numara kayıtlı değildi. Açtım.

Nazik bir ses, müsait olup olmadığımı sordu.
“Buyurun” dedim.

“Ben Ethem Büyükışık. Emekli tümgeneralim. Oğlum Dorukhan’la ilgili sizinle görüşmek istiyorum” dedi.
Kısa bir duraksamadan sonra ekledi:
“İnşaattan düştü, öldü dediler. Ama ben biliyorum; oğlum öldürüldü. Demirle vurarak…”

O an hatırladım.
Gazetelerde “intihar” diye yer alan bir haberdi bu.

Ama karşımda bir baba vardı.
Oğlunun intihar etmeyeceğinden emindi.
Elinde deliller vardı.
Ve tek isteği şuydu: Gerçeğin duyulması.

Medya kuruluşlarıyla temas kurmasına yardımcı oldum.
Çünkü bu ülkede bazen adaletin kapısı savcılıkta değil, kamuoyunda aralanır.
*

2018 yılında İzmir Narlıdere’de Dorukhan Büyükışık’ın bir inşaat şantiyesinde ölümü, ilk andan itibaren “şüpheli”ydi.
Ancak dosya başka bir yöne sürüklendi.
“İntihar” denildi.
Dosya kapatılmak istendi.

Oysa gerçek, ısrarla kapıyı çalıyordu.

Zamanla ortaya çıkan deliller, Dorukhan Büyükışık’ın bir şantiyede çalışanlar tarafından öldürüldüğünü, olayın ise örtbas edilmeye çalışıldığını gösterdi.
Ve ardından zincirleme bir süreç başladı.

Önce Ankara’da dosyada görev alan jandarma personeli yargılandı.
Ardından olay yerinde görev yapan polisler ve inşaat firması yöneticileri hakkında iddianameler hazırlandı.

*

İddianamede yer alan suçlamalar sıradan değildi.

Güvenlik kamerası görüntülerinin toplanmaması,
tutanak tutulmaması,
biyolojik delillerin muhafaza altına alınmaması,
parmak izi ve iz incelemelerinin usulüne uygun yapılmaması…

Hepsi tek tek yazılıydı.
Ve hepsi aynı soruya çıkıyordu:

Bu kadar ihmal tesadüf müydü, yoksa bir tercihin sonucu mu?

2018’den dava açılıncaya kadar bir aile, acı içinde ama sabırla, adeta iğneyle kuyu kazarak cinayetin aydınlatılması için mücadele verdi.
Dorukhan’ın babası bu kadar kararlı, bu kadar dirençli olmasaydı, bugün bu cinayetin üstü çoktan örtülmüştü.

Bugün de çocuklar öldürülüyor.
Sokak ortasında, güpegündüz.
Çeteler sokaklara hâkim.
Bu konudaki zaafiyeti bir başka yazıda ele alırız.

Biz yeniden Dorukhan’ın cinayetine dönelim.

Yalnızca Dorukhan’ı döverek öldürenler değil, olayı örtbas etmek isteyen polisler de artık ağır cezada yargılanacak.
Savcılık, polisler hakkında “görevi kötüye kullanma” suçlamasıyla iddianame düzenledi.
Ancak yargı sürecinde kritik bir eşik aşıldı.

İzmir 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Ekim ayında aldığı kararla yargılamanın seyrini değiştirdi.
Sekiz polis sanığın dosyasının, İzmir 21. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen cinayet davası ile birleştirilmesine hükmetti.

Yani artık sanık polisler, yalnızca ihmalle değil;
cinayet davası kapsamında, inşaat çalışanlarıyla birlikte yargılanacak.

*

Bu karar sıradan bir usul kararı değildir.
Bu karar, “intihar” denilerek kapatılmak istenen bir dosyanın aslında cinayet olduğunu kabul eden bir yargı iradesidir.

Ve şunu gösterir:
Gerçek bazen geç gelir…
Ama ısrarla takip edilirse mutlaka kapıyı kırar.

Dorukhan Büyükışık artık sadece bir dosya adı değildir.
Bir babanın adalet mücadelesinin,
bir gazetecilik refleksinin
ve geç de olsa işlemeye başlayan bir yargı sürecinin simgesidir.

Bu dava bitmedi.
Ama artık kimse “intihar” diyerek kolayca geçip gidemeyecek.
Ve suçlular gereken cezayı alacak.
Bir cinayet karanlıkta kalmayacak.