Sevinç Öztürk'ün bu haftaki programında konukları Felsefe ve Tarihçi Sadık Usta ile Eğitim Bilimci Gülefer Yaşar Uygur oldu. Sadık Usta, "Türk Ütopyaları" kitabından bahsederek, ütopyaların toplumların değişim arzusunu yansıttığını ve devrimlere öncülük ettiğini vurguladı. Osmanlı'nın çöküş döneminde yazılan ütopyaların, özgürlük, kadın hakları, ekonomik kalkınma gibi konularda toplumu aydınlatmayı amaçladığını belirtti. Ziya Paşa ve Namık Kemal gibi isimlerin bu eserlerde önemli roller oynadığını ve bu eserlerin Atatürk'e ilham verdiğini anlattı. Usta, ayrıca "Düşüncenin ne olduğunu anlatmak istedim" diyerek insanın düşünce sisteminin ve zihinsel gelişiminin tarihsel süreçlerini açıkladı.

Gülefer Yaşar Uygur ise, çocuklarla felsefe eğitiminin önemini ve etkilerini anlattı. Çocukların doğal filozoflar olduğunu, eleştirel düşünme, yaratıcılık, özenli ve işbirlikçi düşünme gibi beceriler kazandığını belirtti. Felsefe eğitiminin çocuklara doğru düşünme becerisi kazandırarak, onların sorgulayıcı, özgür düşünen bireyler olmalarını sağladığını vurguladı. Uygur, felsefe derslerinin eğitim fakültelerinde ciddi şekilde verilmesi gerektiğini ve küçük yaşlardan itibaren çocukların felsefi düşünme becerilerini geliştirmesi gerektiğini savundu. Ayrıca, çocukların kendilerini ifade edebilme yeteneği kazandıklarını ve farklı düşüncelere saygı duymayı öğrendiklerini ifade etti.

“Ütopyaların yazılmasının nedeni toplumların değişmesini arzulamaktır”

Sadık Usta, "Türk Ütopyaları" kitabından söz ederken, ütopyaların yazılmasının toplumların değişim arzusunu yansıttığını ve devrimlere önderlik ettiğini vurguladı. Osmanlı dönemi yazarlarının da toplumsal reformları ve özgürlük, kadın hakları, ekonomik kalkınma gibi konuları ele alan ütopyalar yazdığını belirten Usta, Ziya Paşa, Namık Kemal, İsmail Gaspıralı ve Hüseyin Cahit Yalçın gibi isimlerin bu alanda önemli eserler verdiğini ifade etti. Bu yazarların, toplumun değişmesi için sadece yazmakla kalmayıp, siyasi etkinliklere de katıldığını ekledi.

"Ütopyaların yazılmasının nedeni toplumların değişmesini arzulamaktır. Aynı zamanda o toplumların değişmesi için de çeşitli siyasi etkinlikte bulunmaktadırlar. Devrimlere önderlik etmektedirler. Devrimlere ütopyalar eşlik etmekte. Ütopyalar halkların bilinçlerini aydınlattığı gibi aynı zamanda onları motive etmekte. Hayallerindeki tasavvur ettikleri toplumu gerçekleştirmek için de kolları sıvadıklarını kanıtlamak istemiştim. Tam da Osmanlı döneminde 1860lardan başlayan bu yazı türü benim dediğim iki tezi kanıtlamaktadır. 1.Türklerin de ütopyası vardır. Yani Dede Korkut hikayelerine gitmeye gerek yok. İslami kültürden gelen çeşitli metinler var oraya gitmeye gerek yok. Türklerin de katkısının olduğu Bin Bir Gece masallarına da gitmeye gerek yok. Osmanlı’nın çöküş dönemine girdiği o bunalım döneminde Osmanlı’nın ve toplumun nasıl kurtarılabileceği şeklinde, Avrupa’da siyasi, bilimsel, kültürel muazzam gelişmeler olmakta ve bunların neden ıskalandığına yönelik metinler yazılmakta ve aynı zamanda bu metinler üzerinden de bir aydınlatma faaliyeti yaparak Türk insanının kendi arzuladığı topluma, düşünce konuşma özgürlüğü, kadınların hakları, ekonomik kalkınma, refah toplumu gibi alanlarda bir dizi unsurlar içeren toplum tasarısı akıllarından geçirmişler. Bunların başında Ziya Paşa, Namık Kemal, İsmail Gaspıranlıyı görüyoruz, Hüseyin Cahit Yalçın var, Jön Türk devriminde önemli bir rol oynayacak olan bir siyaset adamı, yazın adamıdır. 60 yıllık süreyi içeren dönem içerisinde dönemin koşullarını eleştiren muazzam eserler yazmışlar, toplumsal yapıyı değiştirmek arzusuyla. Etkin bir şekilde siyasi örgütlenmelere de katılmışlardır."

Usta’nın Türk Ütopyaları kitabı

Usta, Atatürk'ün erken dönemlerden itibaren Cumhuriyet, kadın hakları, demokratik kültür, eğitim reformları ve laiklik gibi konularda planlar yaptığına vurgu yapan Usta, Atatürk'ün bu ütopyaları gerçekleştirip ötesine geçtiğini ve gelecekteki kuşaklara ilham verecek bir ütopyacı olarak değerlendirilebileceğini ifade etti.

"Ziya Paşa ve Namık Kemal Genç Osmanlıların liderlerindendir. Cumhuriyet fikrini ilk olarak düşünce olarak da ifade eden bir örgütlenmedir, bir teşkilattır da diyebiliriz. Atatürk’ün bu eserleri okuduğunu biliyoruz. Ziya Paşa ve Namık Kemal’in eserleri. Bunlar yasak eserler arasındaydı bunlar hakkında jurnaller var. Bu eserlerin basılmasını yasaklamışlar fakat buna rağmen bu eserler çeşitli matbaalarda basılarak gizlice basılmış, elden ele dolaşmış. Atatürk de bunlardan biridir. İlk anlardan itibaren Mustafa Kemal Atatürk mimlenmiş bir askerdir. Muhalefette önemli roller oynayacağı o zamandan görülen bir genç askerdir. Atatürk milli hakimiyet sisteminin kurulacağını daha 1906 yılında söylüyor. Atatürk bu eserleri çok iyi bildiği için daha o yıllarda kafasında Cumhuriyet fikrinin, kadınların haklarının verilmesi, demokratik kültürün yerleşmesi, halkın aydınlatılması, Latin alfabesine geçirilmesi, Türkçenin arındırılması, insanların dini bağnazlıktan kurtarılması, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması gibi planları kafasında planlamış. Türk ütopyalarıdır bunlar. Türk Ütopyaları kitabında da ben yazarların kendi metinlerimi de ekledim. Bununla birlikte Atatürk yeni bir Cumhuriyet kurmuş ve 1923’te de önderlik etmiştir. Atatürk Ziya Paşa’nın Namık Kemal’in düşlediği Cumhuriyet’in çok ötesine geçmiştir. Atatürk çok başarılı bir Cumhuriyet temeli atmıştır ama Atatürk’ün aslında aklında çok daha ilerisi var. Atatürk öngörüleriyle muazzam bir ütopyacı diyebiliriz. Yazılmış olan ütopyaları gerçekleştirip onun çok ötesine geçtiği için aynı zamanda bugün hala birçok insanın zihninden geçiremeyeceği gelecek dünyası tasavvur etmiştir. Bu da gelecek kuşaklara ütopya olarak nakledilebilir. Atatürk’ün bağımsızlık, eşitlik, kardeşlik ideallerinin yeni bir devrimci gençlikte devam ettiğini görüyoruz. Ne yazık ki o devrimci gençlerin bazıları öldürüldü idam edildi. Günümüzde ise bu mesajın yeni bir gençlikle, 90’lı yılların gençlerinin sırtına devredildiğini, onların omuzlarında daha da ileriye taşındığını gördük. Umalım ki bu anlayışlar önümüzdeki yıllarda gerçekleşebilsin. Türkiye’nin bağımsızlığı, birliği, kardeşliği, emekçi sınıfların haklarının yenmediği eşitlik ve adalet sisteminin gerçekleştiğini görelim” dedi.

Şüphenin Tarihi kitabı

Usta, şüphe duyma eyleminin, inançlarımıza ve yaşam tarzımıza yönelik ezberlerimizi sorgulamamıza neden olduğunu belirtti. Felsefenin, bu şüpheleri ve sorgulamaları kullanarak mevcut durumu nasıl daha iyi hale getirebileceğimizi tasavvur etmemize yardımcı olduğunu söyledi.

"Şüphe duymak inançlar üzerinden ezber haline getirdiğimiz anlayışlarımızın, yaşam tarzımızın gerçekliğe uymadığı yönünde bir şüphe duyarız. Bu şüpheleri sorgulamaya tabii tutarız, bu şüphe duyduğumuz mevcut durumları da nasıl daha iyi yapabileceğimizi biz felsefe ile tasavvur ediyoruz. Felsefe ile anlam kazandırıyoruz diyebiliriz. Ütopyalar şüphe ve sorgudan desteklenir. Ütopyalar felsefeye ufuk kazandırır. Ütopya aynı zamanda geleceği tasavvur ettirir ve gelecekte nelerin memnun olabileceğini hissettirir ve anlatır. Bu bakımdan da felsefi olarak da bizim bakış açımızı genişletir. Şüphenin tarihi felsefeye giriş kitabıdır."

Kitabın önemli noktası

Sadık Usta,”Düşüncenin ne olduğunu anlatmak istedim. İnsan neden düşünür nasıl düşünür. İnsan hangi katmanlardan geçerek bugünkü düşünce sistemine varmıştır diye beş milyon yıllık bir tarih anlattım bu kitapta. İnsan tek alet üreten canlıdır. Bu kitapta insanın neden alet üretmek zorunda olduğunu, ellerinin işlevinin ne olduğunu, ellerin zihinsel gelişimi nasıl etkilediğini, beynimizin nasıl geliştiğini, çenemizin nasıl küçülerek kelimeleri telaffuz edebilecek bir yapıya kavuştuğunu, ateşin bulunması, kadınların neden ailenin merkezi olduğunu, insanın yerleşik düzene nasıl geçtiğini, devletleri nasıl kurduğunu, yazılı kültüre nasıl geçtiğini anlatan bir çalışma oldu diyebiliriz” dedi. Kitaplara internete yazıldığında hangi sitelerden ulaşılabileceğini vurguladı. Henüz felsefeye girmemiş insanlar okuyabilsin aynı zamanda felsefeyle ilgilenen ve kafasında bir sistem kurmak isteyen okurlarımın ihtiyacına yanıt veren bir kitap oldu bu" ifadelerini kullandı.

"Öğrenen çocuktan öğreten çocuğa"

Eğitim Bilimci Gülefer Yaşar Uygur, özel eğitimli çocukların daha verimli ve başarılı olabilmeleri için klasik eğitimin yetersiz olduğunu savunduğunu belirtti.

 Uygur, “Özel eğitimli çocukların daha verimli olmaları için daha başarılı olabilmeleri için ne yapacağımızı konuşuyorduk. Ben klasik eğitimle çocuklarımızın yeteneklerinin ortaya çıkarılmadığını savunanlardandım. Bu sebeple çocuklarla felsefe eğitimini aldım. Yaklaşık 9 yıldır özel eğitim kurumlarında, yaptığım atölye çalışmalarında çocuklarla felsefe çalışıyorum. Son yıllarda çok bilinir ve anlaşılır oldu" dedi.  

Yüzyılın Ressamı Devrim Erbil'in "Yatay Derinlik" sergisi sanatseverlerle buluştu! Yüzyılın Ressamı Devrim Erbil'in "Yatay Derinlik" sergisi sanatseverlerle buluştu!

Çocukların hepsi ciddi filozoflar

Gülefer Yaşar Uygur, çocuklara eleştirel düşünme, yaratıcılık, özenli ve işbirlikçi düşünme gibi dört temel beceri kazandıran bir eğitim tekniği uyguladığını belirtti. Bu teknikle çocuklar, öğretmen kolaylaştırıcılığında felsefe yaparak doğru düşünme becerisi kazanır ve düşüncelerini somutlaştırır dedi. Çocukların sorgulama yeteneklerinin arttığını ve öğrenen çocuktan öğreten çocuğa dönüştüğünü vurgulayan Uygur, özellikle anaokulundan liseye kadar olan çocuklarda bu yöntemin hayal gücünü ve özgür düşünceyi geliştirdiğini ifade etti.

"Büyükler çocuklar felsefe yapabilir mi diye soruyorlar. Hep şunu söylüyorum, çocukların hepsi ciddi filozoflar çünkü doğuştan getiriyorlar. Onların yapısında var. Küçük oldukları için de sansürlemek zorunda kalmıyorlar. Yetişkinlerden çok daha iyi felsefe yapabiliyorlar."

Çocuklarla felsefe nedir?

"Çocuklara 4 farklı beceri kazandıran eğitim tekniği. Çocuklara eleştirel düşünebilme becerisi kazandırıyor. Yaratıcı olmalarını sağlıyor. Özenli ve işbirlikçi düşünebilmelerini sağlıyor. Öğrenciden oluşan bir grup ile oturup tartışıyorsunuz. Öğretmenin rolü kolaylaştırıcı olmak burada. Burada sadece saf felsefe yapılıyor. Çocuklarla felsefe çalışmasının temelinde doğru düşünebilme becerisi kazandırdıktan sonra çocuklar bunu soyuttan somuta getirebiliyor. Düşüncelerini oluşturabiliyor ve çok net bir biçimde 6 ve 7 yaşındaki çocuklarda bunu çok iyi becerebiliyor. Bütün dünyada çocukların felsefe üzerine geliştirilmiş çalışmalar var ama bizim yurdumuzda çok yeni. Çocuklarla felsefe yapmaya başladığımız süreden sonra çocuklar “neden” demeye başladılar. Çocuk sorguluyor. Kendisine sunulanı sorgulayıp doğru geleni kabul edip onun üzerine farklı görüşler getiriyor. Bir süre sonra öğrenen çocuktan öğreten çocuğa geçmeye başlıyor. O yüzden ben çocuklardan felsefeyi öğreniyorum. Çünkü bizim önyargılarımızı bırakmamız onlarla başlıyor. Çocuklar çok ciddi öğretmenlerdir, bütün ailelere de öğretir farkında olsun olmasın. Soru sormayı bilen öğrenen çocuk aileler içindeki çatışmayı da kazanan taraf oluyor.

Yaratıcı çocuklar dediğinizde farklı düşünceler geliştirebiliyor çocuk. Çocukların felsefe yapmalarının çok farklı teknikleri var. Günümüzde anaokulu çocuklarıyla başlıyoruz, ilkokul, ortaokul ve liseye kadar gidiyor. Özellikle anaokulundaki çocuklar okula giden çocuklardan daha özgürce düşüncelerini ifade edebiliyorlar. Hayal güçleri çok gelişmiş oluyor."

Ben hiç sınıfımda sessiz çocuk istemedim

Uygur, felsefe eğitiminin çocuklara düşünce ifade etme ve başkalarının fikirlerine saygı duyma becerisi kazandırdığını vurguladı, "Bize büyüklerin olduğu yerde çocuklar konuşmaz diye öğretiliyor. Bu toplumun yapısıyla çok bağlantılı. Küçükken felsefe eğitimi alan çocuk kendisine yanlış geleni ve doğru geleni ifade edebiliyor. Kendisine sunulan her şeyi hemen kabul etmiyor. Çünkü onu bir süzgeçten geçiriyor. Ben hiç sınıfımda sessiz çocuk istemedim. Çünkü sessiz çocuk, kendini ifade edemeyen çocuk sağlıksız çocuk demektir. Çocuk kendini ifade edebilmeli konuşabilmeli. Yerli ve doğru zamanda konuşabilmeli bunu kastediyoruz. Felsefe eğitimi almış çocuk karşısındaki insanın düşüncesine saygı duymayı bilen çocuk haline geliyor. Farklılıkları kabul eden haline geliyor."

Felsefi soru sormayı bilmiyoruz

Uygur, çocuklarla felsefe derslerinin eğitim fakültelerinde daha ciddi bir şekilde verilmesi gerektiğini belirtiyor ve sadece sınıf öğretmenlerine değil, her branştan öğretmenin bu eğitime katılması gerektiğini vurguladı. Derslerin küçük sınıflarda ve düzenli olarak işlenmesinin önemine dikkat çeken Uygur, felsefi sorgulamanın temel özelliklerinden birinin başkalarının düşünceleriyle doğru düşünmeyi öğrenmek olduğunu ifade etti.

“Çocuklarla felsefe dersleri eğitim fakültelerinde çok ciddi şekilde verilmeli. Sadece sınıf öğretmeni değil her branş öğretmeni almalı. Derslerini bu tarzda işlemeli. 30 40 kişilik sınıflarda çocuklarla felsefe yapmamız kolay değil. Ben öğrencilerimle onlarla ders saatinin dışında çalışıyordum. Ancak başarı elde edebiliyorsunuz. Felsefe düzenli şekilde ders olarak okutulduğunda fark eder. Biz felsefi soru sormayı bilmiyoruz. Çocuklarla felsefenin en temel özelliklerinden biri başkalarının düşünceleri ile doğru düşünmeyi öğrenebilmek.” diyen Uygur felsefe derslerini anaokullarında özellikle dezavantajlı devlet okullarında felsefe eğitimi verdiğini, sosyal medyadan da kendisine ulaşılabileceğini söyledi."

Kaynak: Haber Merkezi