Benimki bir övgü yazısı değil, bir hafıza kaydıdır

Abone Ol

Başsavcı Ali Yeldan Farkı


İzmir Adliyesi'nin koridorlarında geride bıraktığım 30 yıl, bana sadece dosyaları değil, bu binanın yönetim hafızasını da yakından tanıma fırsatı verdi. Melih Tarı, Durdu Kavak, Mustafa Doğru, Ömer Faruk Aydıner merhum Kamil Erkut Güre, Mustafa Öztürk, Ömer Ömeroğlu ve Fahri Mutlu Tosun gibi yargı mensuplarının Başsavcılık dönemlerine bizzat şahitlik ettim. Ancak son dönemde İzmir Adliyesi, sadece bir idari değişim değil; fiziksel şartlardan operasyonel güce kadar her alanda hissedilen kapsamlı bir "Vizyonel dönüşüm" süreci yaşıyor.

Ekim 2024’te göreve başlayan Cumhuriyet Başsavcısı Ali Yeldan, İzmir Adliyesi’ne sadece bir yönetici disiplini değil, aynı zamanda çözüm odaklı bir saha tecrübesi getirdi.

Kurumsal Aidiyet ve Fiziksel Dönüşüm
Bir kurumun verimliliği, personelin çalışma şartlarının niteliğiyle doğru orantılıdır. Yeldan’ın göreve gelmesiyle birlikte ilk dikkat çeken husus, adliye personelinin ve yargı mensuplarının sosyal imkânlarındaki belirgin iyileşme oldu. Adliye içerisindeki sosyal donatıların ve yemekhane birimlerinin modernizasyonu, personel motivasyonunu esas alan "insan odaklı" bir yaklaşımın ürünüdür. Gündüz mesaisinin önemli bir kısmını birimleri bizzat ziyaret ederek, personelin taleplerini yerinde dinleyerek geçiren bu yönetim anlayışı, adliyedeki kurumsal aidiyet duygusunu en üst seviyeye taşımıştır.

Yapısal Güvenlikte Tavizsiz Takip
İzmir’in deprem hassasiyeti göz önüne alındığında, adliye binalarının fiziksel dayanıklılığı hayati bir önem taşımaktadır. Başsavcı Ali Yeldan, depremden etkilenen blokların güçlendirilmesi çalışmalarını sadece makamından koordine etmekle kalmamış; bizzat saha denetimlerinde bulunarak sürecin her aşamasını titizlikle takip etmiştir. Bu kararlı duruş, devletin, çalışanının ve vatandaşının can güvenliğini her şeyin üzerinde tutan bir anlayışın yansımasıdır.

Hukuki Kararlılık ve Operasyonel Başarı
Adaletin tesisi noktasında sergilenen hukuki hassasiyet ise sokağa huzur olarak dönmektedir. Yeldan’ın, kamu vicdanını yaralayan dosyalarda gösterdiği titizlik ve hukuka aykırı tahliyelere karşı anında işlettiği itiraz mekanizmaları, yargıya olan güveni perçinlemektedir. Özellikle uyuşturucuyla mücadele kapsamında binlerce kolluk kuvvetinin katılımıyla gerçekleştirilen ve bizzat koordine ettiği operasyonlar, suç örgütlerine karşı verilen mücadelenin ne denli kararlı olduğunu göstermiştir. İzmir genelinde suç oranlarında yaşanan düşüş, bu operasyonel disiplinin somut bir sonucudur.

İzmir’i Adaletin Merkezi Yaptı

Son aylarda İzmir’in uluslararası ve ulusal düzeyde dev organizasyonlara, hukuk konferanslarına ve stratejik toplantılara ev sahipliği yapması tesadüf değil. Yeldan’ın kurduğu o geniş iş birliği ağı, İzmir Adliyesi’ni sadece bir yargı merkezi değil, aynı zamanda bir hukuk ekolü haline getirme yolunda emin adımlarla ilerletiyor.

Toplumsal Vizyon ve STK İş Birliği

Başsavcı Ali Yeldan’ın yönetim anlayışındaki en önemli "şifrelerden" biri de adaleti toplumla bütünleştirme becerisidir. Sivil Toplum Kuruluşları (STK) ile kurduğu güçlü diyalog ve iş birliği, mahkûmların topluma kazandırılması ve sosyal sorumluluk projelerinin hayata geçirilmesinde itici bir güç olmuştur. Adliyeyi sadece bir ceza merkezi değil, bir çözüm merkezi olarak konumlandıran bu yaklaşım; kadın ve çocuk haklarından mesleki eğitime kadar pek çok alanda toplumun tüm dinamikleriyle el ele verilmesini sağlamıştır.

Sonuç Olarak
30 yıllık mesleki tecrübemle ifade etmeliyim ki; İzmir Adliyesi bugün hem idari alanda modern bir vizyonla yönetilmekte hem de operasyonel anlamda suçla mücadelede en etkin dönemlerinden birini yaşamaktadır. Kadın ve çocuk haklarından mahkûmların topluma kazandırılmasına kadar geniş bir yelpazede yürütülen sosyal projeler ve şeffaf basın dili, İzmir’in hukuk dünyasındaki prestijini yukarı taşımaktadır. Dört koldan her işin içinde olan, personeliyle dertleşen, haksızlığa karşı refleks gösteren ve fiziki şartları düzelten bir başsavcı profilini ilk kez bu kadar net görüyorum. İzmir Adliyesi, sadece kararların çıktığı bir bina değil; yaşayan, dönüşen ve şehre güven veren bir kurum kimliğine bürünüyor. Benimki bir övgü yazısı değil, bir hafıza kaydıdır