BASMANE ÇUKURU İZMİRLİ’NİN TOPRAĞI

Abone Ol

İzmir’in ortasında yıllardır “Basmane Çukuru” diye anılan bir alan var. Bu ifade yalnızca yanlış değil, güzel kentimizin bir değerini küçülten bir bakışın ürünü.
Orası çukur değildir. Orası İzmir’in kalbidir. Kültürpark’ın yanı başında, kentin hafızasıyla, kamusal yaşamıyla ve geleceğiyle iç içe geçmiş bir alandır.

Ve en önemlisi; İzmir halkının ortak mülkiyetidir.
Son günlerde İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin “iyi niyet protokolü” diye adlandırdığı süreç yeni tartışmaları beraberinde getirdi. İzmir Barosu’nun ve kent platformlarının açıklamaları, konunun yalnızca bir imar veya yatırım meselesi olmadığını açıkça ortaya koyuyor.

Bu mesele kent hakkıdır. Bu mesele kamu yararıdır. Bu mesele İzmir’in geleceğidir.
Baro Başkanı Sefa Yılmaz’ın uyarısı nettir. “Kent beton yığınından ibaret değildir. Rant odaklı yapılaşma, kenti şehir olmaktan çıkarır.”

Geçen gün İzmir Büyükşehir Belediyesi meclis salonunda seslerini duyuran Kültürpark Platformu’nun eleştirileri de yabana atılacak türden değildir. Yıllardır bu alanın kamusal niteliğini savunanların bulunduğu bir mecliste kararların oybirliğiyle geçmesi kamu vicdanında soru işaretleri yaratmaktadır. İzmir’in yeşil alan ihtiyacı ortadayken yüksek yoğunluklu yapılaşma tartışmalarının yeniden gündeme gelmesi planlama açısından ciddi bir sorundur.
Bu alanın geçmişi de ibretliktir.

Bir dönem belediye yönetimi tarafından adeta babasının çiftliği gibi satılan bu arazi, Asil Nadir’in otel projesiyle gündeme gelmişti.
Oysa kente yük bindirecek yapılaşma yerine opera ve kamusal yeşil alan düşüncesi savunulmuş, trafik ve altyapı kapasitesi gözetilmişti. Sonrasında hukuki mücadeleler verildi, kamu lehine gelişmeler yaşandı ve alanın İzmirliye kazandırılması için adımlar atıldı.

Bu nedenle bugün şu soruyu sormak zorundayız.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlarından Yüksel Çakmur ve arkadaşlarının verdiği hukuk mücadelesi sonucu birçok kez bu arazinin İzmir halkının olduğuna ilişkin kararlar var. O nedenle buraya bugüne kadar bir ucube yapı dikilemedi.

Peki şimdi sormak gerekiyor. Hukuki süreç kamu yararı lehine ilerlerken, nasıl oluyor da yeniden rant tartışmalarının merkezine dönüyoruz?
Benim de bakış açıma göre;

Kent planlaması metrekare hesabı değildir. Kent planlaması yaşam kalitesi hesabıdır.
Basmane ve çevresi şimdiki durumda bile yoğunluk baskısı altındadır. Trafik yükü bellidir. Altyapı kapasitesi bellidir. Bu gerçekler ortadayken ticari yoğunluk yaratacak adımlar yalnız bugünü değil İzmir’in ve İzmirli’nin geleceğini de kilitleyecektir.

Bir başka temel mesele de yönetim anlayışıdır.
Belediyenin malı, belediye başkanının şahsi malı değildir. Ama korunması gereken emanet, en az kendi malı kadar kıymetli olmalıdır.

Sorulması gereken soru çok basittir. Bu soruyu yıllardır Çakmur sormaktadır: “Kendi araziniz olsa, bina yapılmadan tapuyu verir misiniz?”

İşte kamusal mülk konusunda yaşanan tartışmaların özeti budur.

Belediye meclisleri “hınk deyici” kurumlar değildir. Onlar İzmir’in parlamentosudur. Her önüne gelen projeye onay veren değil, kentin çıkarını koruyan iradedir.
Bir dönem bu alana 220 metrelik kuleler dikilmek istendiğini hatırlayalım. O zamanda ben yazarak, konuşarak bu kule sevicilerinin karşısına çıkmış, İzmirli’nin hakkını, İzmir’in geleceğini savunmuştum. Bugün benzer yoğunluk tartışmalarının yeniden gündeme gelmesi tesadüf değildir.
İzmir’in ihtiyacı açıktır.
Beton değil, nefes alanıdır. Kuleler değil, yaşam kalitesidir. Rant değil, kamusal bütünlüktür.
Kamu alanı pazarlık konusu değildir. Ortak mülkiyet protokollerle dağıtılamaz. Kent toprağı bilanço kalemi değildir.

Basmane alanına “çukur” diyenler önce bu gerçeği görmelidir. Çünkü orası boşluk değil, İzmir’in belleğidir.

Son söz net:
Basmane çukur değildir. Basmane İzmir halkınındır. Ve halkın olan halka ait kalmalıdır.