AT ETİ

Abone Ol

Basit bir soru gibi durur.
Ama aslında bir toplumun kültürünü, inancını, alışkanlıklarını, hatta ahlakını anlatır.

At eti…

Dünyanın bir yerinde sofranın baş tacı, başka bir yerde ise adı bile anılmak istenmez.

*

Orta Asya’da at, sadece bir hayvan değildir.
Yaşamın parçasıdır.
Yol arkadaşıdır.
Gıdadır.

Kazakistan’da, Kırgızistan’da, Moğolistan’da…
At eti günlük hayatın içindedir.
“Beşbarmak” gibi yemekler sadece bir yemek değil, bir kültürdür.

Fransa’da kasap vitrininde “chevaline” yazar.
Belçika’da, İtalya’da, Hollanda’da, İsviçre’de…
İtalya’da sucuğu çok sevilir.

Japonya’da çiğ çiğ yerler.
“Basashi” derler.
Güney Kore’nin bazı bölgelerinde aynı gelenek sürer.

Latin Amerika’da…
Meksika’da, Arjantin’de, Brezilya’da…
Kimi zaman sofrada, kimi zaman ihracatta yerini alır.
Özellikle Arjantin, at eti ihracatında önemli bir paya sahiptir.

*

Ama Türkiye’de…

Aynı konu açıldığında yüzler buruşur.
“Olur mu öyle şey?” denir.

Çünkü bizde at, bir yiyecek değil; bir dosttur.
Tarihin içinden gelen bir yol arkadaşıdır.

Atları gizlice kesip kıyma yapanlar, lahmacunda, pidede kullananlar yok mudur?
Vardır.
Yakalanınca ağır cezaya çarptırılırlar.
Tarım Bakanlığı gıdada hile yapanları duyururken at etini lahmacuna, pideye karıştıranları da yayınlar.

Geçenlerde bir yarış atının kesilip halka yedirildiğine ilişkin haberler gazetelerde yayımlandı.

Ancak Türkiye’de hiç kimse at etini bilerek ve isteyerek yememiştir.
Bilmeden yediklerimiz de vardır.

*

İşte mesele tam da burada başlıyor.

Yemek dediğimiz şey sadece açlığı gidermek değildir.
Kimliğin bir parçasıdır.

Bir toplum neyi yiyip neyi yemediğine bakarak kendini anlatır.

Bizim soframızda at yoktur.
Çünkü bizim hikayemizde at;
savaşın, yolculuğun, sadakatin simgesidir.

Ama başka bir coğrafyada
o aynı at, sofranın merkezindedir.

Ve bu da onların gerçeğidir.

*

Yüksel Çakmur, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı.
Meclis üyeleri ve bazı bürokratlarla Özbekistan’a gidiyorlar.
Başkent Taşkent’te belediye başkanı tarafından krallar gibi karşılanıyorlar.

Sıra geliyor akşam yemeğine.

Tercüman aracılığıyla Çakmur’a,
“Size akşam yemeğinde çok beğeneceğiniz bir sürpriz yapacağız” diyorlar.

Heyet masa başında merakla bekliyor.
Çorbalar içiliyor, salatalar hazır.

Derken uzaktan sürpriz beliriyor.
İri yarı bir aşçı elinde büyükçe bir tepsi…
Üzerinde pişmiş bir at kellesi.

At sanki gülümserken kesilmiş…
Dişler pırıl pırıl, aradan dil sarkmış.

Taşkent Belediye Başkanı ayağa kalkıyor, bizimkiler de…
Kısa bir konuşma yapıyor:

“Bu güzel atın yanağındaki en güzel parça eti Büyükşehir Belediye Başkanı Yüksel Çakmur’a sunmanın
onurunu hep birlikte yaşayacağız.”

Çakmur yer mi? Kurnaz…

Sözü alıyor, tercümana da
“Güzel çevir” diyor:

“Bizim geleneğimizde büyüklere saygı vardır. Aramızda en kıdemli, emekli emniyet müdürü, büyükşehir belediye meclis üyesi Yılmaz Çapın abimiz var.
O varken biz yemeyiz. O buyursun.
Biz onun yanında bu güzel eti yiyemeyiz.”

Rahmetli Yılmaz Çapın da “Yemem de yemem” diye ısrar edince, o güzelim kelle gerisin geriye gidiyor.
Özbek heyeti de bizimkiler at eti yemediği için onlar da kelleyi yemekten vazgeçiyor.

*

Sorun at etinde değil.
Peki sorun nerede?

Sorun şurada başlıyor:

İnsanlar kendi doğrusunu, başkasının yanlışı ilan ettiğinde…

“Ben yemem” başka bir şeydir.
“Kimse yememeli” demek başka bir şey.

Dünya büyük.
Kültürler farklı.
Alışkanlıklar çeşit çeşit…

Ama saygı dediğimiz şey tek.

*

Bir de işin başka bir yüzü var.

Türkiye’de at eti konuşulduğunda mesele çoğu zaman “tercih” değil,
“hile” oluyor.

İnsanlar ne yediğini bilmek ister.
Sofrasına ne koyduğunu bilmek ister.

Asıl mesele budur:
Şeffaflık…
Dürüstlük…

Yoksa kimse kimseye
“şunu ye, bunu yeme” diye dayatma yapamaz.

*

Sonuç mu?

At eti yenir mi?
Dünyada evet.
Türkiye’de hayır.

Ama asıl soru bu değil.

Asıl soru şu:

Biz neyi neden yiyoruz, neyi neden reddediyoruz?

Ve daha önemlisi…
başkasının tercihine ne kadar saygı duyabiliyoruz?

*

Çünkü mesele sadece bir et meselesi değil.

Mesele…
İnsanın kendine ve başkasına bakışıdır.