ASRIN FELAKETİ... SAAT:04.17'DE HAYAT DURDU...

Abone Ol

Saat 04.17.
Türkiye’nin uykuda yakalandığı, ama aslında yıllardır göz göre göre geldiği bir felaketin tam saati. O an sadece binalar yıkılmadı; ezberlerimiz, ihmallerimiz, “bize bir şey olmaz” rahatlığı da yerle bir oldu. 6 Şubat 2023 sabahı, Kahramanmaraş merkezli depremlerle on binlerce insanımızı toprağa verdik. Ama asıl soru şu: Biz neyi kaybettik, neyi hâlâ kaybediyoruz?
Deprem bir doğa olayıydı, evet. Ama yaşanan yıkım bir doğa felaketi değildi. O yıkım, yıllarca görmezden gelinen bilimsel uyarıların, kağıt üzerinde kalan yönetmeliklerin, “bir şey olmaz” denilerek verilen ruhsatların sonucuydu. Enkaz altında sadece insanlar değil; vicdanımız, sorumluluk bilincimiz ve adalet duygumuz da kaldı.
O sabah ekranlara düşen ilk görüntülerde, soğuğun ortasında yardım bekleyen insanlar vardı. “Sesimi duyan var mı?” diye bağıran bir ülkeydik adeta. Ama bazı sesler çok geç duyuldu. Bazılarıysa hiç duyulmadı. Çünkü sistem, kriz anında değil, krizden önce çalışmalıydı. Oysa biz her zaman olduğu gibi yine enkazın başında birbirimize bakakaldık.
6 Şubat bize çok acı bir gerçeği bir kez daha gösterdi: Dayanışma bu toprakların en güçlü refleksi. Devletin, kurumların, mekanizmaların yetersiz kaldığı her anda; vatandaş vatandaşın imdadına koştu. Gençler kürekle, kadınlar battaniyeyle, yaşlılar dualarıyla oradaydı. Sosyal medyada örgütlenen yardım ağları, gecesini gündüzüne katan gönüllüler, tanımadığı insanların hayatını kurtarmak için kendi hayatını riske atanlar… Bu ülkenin vicdanı hâlâ ayakta ve belki de tek tesellimiz bu.
Ama sadece dayanışmayla bir ülke ayağa kalkamaz. Sorumlularla yüzleşmeden, hesap sormadan, “bir daha olmaz” demek sadece bir temenniden ibaret kalır. Bugün hâlâ o enkazların altında kalan sorular var: Neden bu binalar yıkıldı? Kim denetlemedi? Kim imzaladı? Kim sustu? Kim görmezden geldi?
Depremden sonra sıkça söylenen bir cümle var: “Unutmayacağız.” Peki gerçekten unutmadık mı? Aradan geçen zamanla birlikte acımız hafifledi belki ama hafifleyen sadece acı olmalıydı, öfke değil. Çünkü öfke diri kalmalı ki adalet arayışı sönmesin. Hafızamızı diri tutamazsak, aynı felaketleri tekrar tekrar yaşamaya mahkûmuz.
6 Şubat, bize depremle değil; ihmalle, cehaletle ve rantla savaşmamız gerektiğini öğretti. Betonun insan hayatından daha değerli görüldüğü bir düzenin sonu hep enkaz olur. Bilimin sesini kısmak, uzmanları dinlememek, “ekonomik” gerekçelerle güvenlikten taviz vermek; sonunda çok daha ağır bir bedel ödetir.
Bugün yapılması gereken şey, sadece yaraları sarmak değil; yeni yaraların açılmasını engelleyecek bir zihniyet değişimini başlatmaktır. Deprem gerçeğiyle yüzleşmek, şehirlerimizi buna göre planlamak, denetimi gerçek anlamda bağımsız hale getirmek ve en önemlisi insan hayatını her şeyin önüne koymak zorundayız.
6 Şubat bir takvim yaprağı değil. Bir milat olmalı. Eğer bu acıdan ders çıkarmazsak, kaybettiklerimize ikinci kez ihanet etmiş oluruz. Enkazdan sadece cesetleri değil, dersleri de çıkarmak zorundayız.
Saat 04.17 geçti.
Ama o saat, bu ülkenin hafızasında hep çalmaya devam edecek.
Ta ki gerçekten uyanana kadar.