ARKA KORİDORDA YAZILAN ADALET

Abone Ol

Bir duruşma salonu düşünün…

Herkes yerli yerinde.
Hakim kürsüde.
Savcı makamında.
Avukatlar savunmada.
Sanıklar sandalyede…

Ama bir eksik var, hem de çok büyük bir eksik..

Adalet!

+++

İBB davasında yaşananlar, Türkiye’de yargının geldiği noktayı özetleyen küçük ama çarpıcı bir fotoğrafı daha sundu.

İddialara göre, iktidara yakın bir gazeteci…
Herkesin giremediği bir yerde.
Mahkeme heyetinin kullandığı özel koridorda. Hakim ve savcıların girdiği kapıdan girip çıkıyor.

Ve yine iddialara göre…
Sanıklara parmak sallıyor.
Tehditvari hareketler yapıyor.

Şimdi soralım:

Bu bir duruşma mı?
Yoksa sahnelenmiş bir oyun mu?

+++

Bir avukat soruyor:

“Ben neden aynı kapıdan giremiyorum?”

Sormakta haklı.

Çünkü hukukta ayrıcalık olmaz.
Adaletin VIP girişi olmaz.
Mahkemenin arka kapısı olmaz!

Ama gel gör ki…
Türkiye’de artık bazı kapılar sadece “seçilmiş bazı tipler” için açılıyor.

+++

Gazetecilik nedir?

Halk adına izlemek,
sormak,
yazmak.

Peki bu tablo?

Gazetecilik mi?
Yoksa verilmiş bir rol mü?

Kalemini hakikat için kullananla,
kalemini güç için kullanan arasında fark vardır.

Biri yazar…
Diğeri yazdırılır.

Biri mahkemede olup biteni anlatır, hakimin sanıkların ne konuştuğunu.

Diğeri yalnızca suçlar. Eline tutuşturulan bilgileri kamuoyuna taşır.

+++

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tepkisi net ve sert oldu.

“Oradan yalan haber yazıyor.”

Bu söz yalnızca bir kişiye değil, bir düzene yöneliktir.

Çünkü mesele bir gazetecinin nerede durduğu değil, gerçeğin nerede durduğudur.

+++

Bugün Türkiye’de bazı davalar mahkeme salonunda başlamıyor.

Önce manşetlerde başlıyor.
Sosyal medyada büyütülüyor.
Ekranlarda servis ediliyor.

Sonra mahkeme geliyor.

Yani önce hüküm kuruluyor, kamuoyu oluşturulmaya çalışılıyor, sonra gerekçe aranıyor.

+++

Bir başka görüntü daha var.

Koruma polisi…
Çakarlı araç…
Ayrıcalıklı erişim…

Sormak gerekiyor.

Gazeteci mi bu kişi, yoksa dokunulmazlık verilmiş ve kullanılan bir figür mü?

+++

Bir Avrupa ülkesinde…

Bir gazeteci, hakim ve savcıların kullandığı özel koridorda dolaşabilir mi?

Avukatın giremediği yere girip,
sanığa parmak sallayabilir mi?

Cevap net.

Hayır… Olmaz!

Olursa ne olur?

Kıyamet kopar.

Soruşturma açılır.
Sorumlular hesap verir.
Dava tartışmaya açılır.

Çünkü orada mesele “kim girdi” değil,
“yargı etkilenmiş midir” sorusudur.

+++

Bizde ise tartışma hala, “İçeriye hakim, savcı kapısından girdi mi, girmedi mi?”

Oysa asıl soru şu olmalı.

Oraya neden girebildi?
Bu izin kendisine kim ya da kimler tarafından verildi?

+++

En tehlikelisi de bu.

Adaletin terazisi şaşarsa, kimsenin güvencesi kalmaz.

Bugün sanık olan, yarın mağdur olabilir.

Bugün alkışlayan, yarın hedef olabilir.

+++

Adalet…

Herkese eşit mesafede durmuyorsa,
o artık adalet değildir.

Ve eğer bir ülkede
avukat kapıda beklerken
gazeteci arka koridorda dolaşıyorsa…

Orada hukuk yoktur.

Orada sadece güç vardır.

+++

Sözün özü:

Mahkeme salonunda hakim oturuyor olabilir…
Ama adalet, arka kapıdan çoktan çıkmış olabilir.
Öyle görünüyor.