AKSOY'U UNUTMADIK...

Abone Ol

Prof. Dr. Muammer Aksoy, Atatürk ilke ve devrimlerini yalnızca savunan değil, onları yaşamının pusulası yapan gerçek bir Cumhuriyet aydınıydı. Onun katledilişinin yıl dönümü, yalnızca bir cinayetin değil; akla, bilime, laikliğe ve bağımsızlığa yönelmiş karanlık bir zihniyetin yeniden hatırlanmasıdır. Aksoy’u anmak, bir kişiyi anmaktan öte, onun temsil ettiği değerlerle yüzleşmek ve bu değerlerin bugün ne anlama geldiğini yeniden düşünmektir.
Muammer Aksoy, hukukçu kimliğiyle Türkiye’nin anayasal birikimine büyük katkılar sunmuş, düşünceleriyle Cumhuriyet’in fikri savunusunu yapmış bir aydındı. Ancak onu özel ve hedef haline getiren şey, yalnızca akademik başarısı değildi. O, bilgiyi kürsülerle sınırlamayan, halkla paylaşan, sorumluluk alan, risk almaktan çekinmeyen bir aydındı. Atatürk’ün “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” birey idealini kendi yaşamında somutlaştırmıştı.
Aksoy için Atatürkçülük, sloganik bir bağlılık değil; aklın, bilimin ve çağdaşlığın rehberliğiydi. Laiklik ilkesini yalnızca bir anayasa maddesi olarak değil, toplumsal barışın ve bireysel özgürlüğün teminatı olarak görüyordu. Bu nedenle, dini siyasete alet eden anlayışlara karşı açık, net ve ödünsüz bir duruş sergiledi. Tam da bu yüzden hedef seçildi. Çünkü karanlık odaklar, en çok ışık saçanlardan rahatsız olur.
Onun katledilmesi, Türkiye’de aydınlara yönelmiş uzun ve acı bir zincirin önemli halkalarından biridir. Muammer Aksoy’dan önce ve sonra pek çok aydın, gazeteci, akademisyen benzer şekilde susturulmak istendi. Amaç hep aynıydı: Toplumu düşünmekten, sorgulamaktan, itiraz etmekten alıkoymak. Aksoy’un ölümü, bu anlamda bireysel bir kayıp değil; Cumhuriyet’in aydınlanmacı damarına vurulmak istenen bir darbedir.
Ne var ki bu cinayetler hiçbir zaman amaçlarına ulaşamadı. Çünkü Muammer Aksoy’un fikirleri, onu öldüren kurşunlardan çok daha kalıcıydı. O, yazılarıyla, konuşmalarıyla, yetiştirdiği öğrencilerle ve en önemlisi duruşuyla yaşamaya devam etti. Bugün hâlâ laiklik, hukuk devleti ve Cumhuriyet değerleri tartışılıyorsa, bunda Aksoy gibi aydınların bıraktığı mirasın büyük payı vardır.
Aksoy’un yaşamı bize şunu hatırlatır: Aydın olmak, yalnızca bilgi sahibi olmak değil; o bilgiyi toplum yararına kullanma cesaretini göstermektir. Bedeli ne olursa olsun doğru bildiğini savunabilmektir. Konforlu suskunluğu değil, zor ama onurlu bir mücadeleyi seçmektir. Bu yönüyle Muammer Aksoy, sadece kendi kuşağının değil, bugün ve yarının da yol göstericisidir.
Onun anısını yaşatmak, yıldönümlerinde birkaç cümle kurmakla sınırlı kalmamalıdır. Asıl anma, onun savunduğu değerlere sahip çıkmakla olur. Hukukun üstünlüğünü savunarak, laikliği ödünsüz koruyarak, bilimi ve aklı rehber edinerek olur. Cumhuriyet’in kazanımlarını “geçmişin hatırası” değil, geleceğin güvencesi olarak görerek olur.
Bugün Türkiye, yine zorlu bir dönemden geçerken Muammer Aksoy’u anmak, aynı zamanda kendimize şu soruyu sormaktır: Bizler, Cumhuriyet aydınlarının bıraktığı bu mirasa ne kadar sahip çıkıyoruz? Sessiz kalmayı mı, yoksa söz almayı mı tercih ediyoruz? Aksoy’un yaşamı ve ölümü, bu sorulara verilecek cevapların hayati önemini bizlere bir kez daha hatırlatıyor.
Muammer Aksoy, bedeniyle aramızdan ayrıldı ama pusulası hâlâ yol gösteriyor. O pusula, her zaman Atatürk ilke ve devrimlerini, laikliği, bağımsızlığı ve aydınlanmayı işaret ediyor. Ve bizler o yöne baktığımız sürece, karanlık ne kadar koyu olursa olsun, ışık sönmeyecek.