ADALETİN İSTATİSTİKLERİ

Abone Ol

Bir ülkeyi anlamak için bazen uzun uzun araştırmaya, konuşmaya gerek yoktur…

Bir rapor açarsınız.

Sayılara bakarsınız.

Ve o sayılar size, kimsenin yüksek sesle söyleyemediği gerçeği fısıldar.

Adalet Bakanlığı’nın açıkladığı 2025 “Adalet İstatistikleri” de işte tam olarak bunu yapıyor.

Türkiye’nin “suç atlası” çıkarılmış.

Ama ben size başka bir şey söyleyeyim mi?

Bu sadece suç haritası değil…

Bu, toplumun ruh halinin haritasıdır.

*

İzmir’e bakalım…

Ege’nin incisi…

Özgürlüklerin kenti…

Yaşam kalitesinin sembolü…

Ama rakamlar başka bir şey söylüyor.

Ceza davalarında ilk sırada ne var?

Mal varlığına karşı suçlar.

Yani…

Hırsızlık…

Dolandırıcılık…

Yağma…

Başka bir ifadeyle:

Geçim sıkıntısının suça dönüşmüş hali.

İnsan açsa…

İnsan çaresizse…

İnsan geleceğini göremiyorsa…

Ahlak değil, ihtiyaç konuşur.

Ve ihtiyaç…

Bazen suç olarak çıkar karşımıza.

*

İkinci sırada ne var?

Vücut dokunulmazlığına karşı suçlar.

Yani şiddet…

Yani öfke…

Yani tahammülsüzlük…

Demek ki sadece cebimiz değil…

Sinirlerimiz de boşalmış.

İnsanlar artık konuşarak değil, vurarak çözmeye çalışıyor sorunlarını.

Çünkü…

Adalet duygusu zayıfladıkça, insanlar kendi adaletini kendi sağlamaya kalkar.

*

Üçüncü sırada ne var?

Hürriyete karşı suçlar.

Tehdit…

Baskı…

Kısıtlama…

Yani sadece ekonomik değil…

Psikolojik bir sıkışmışlık da var.

*

Gelelim asıl can yakan tabloya…

Özel kanunlar kapsamında en çok dava:

Çek Kanunu.

Karşılıksız çekler…

Ödenemeyen borçlar…

Ticaretin tıkandığı, güvenin azaldığı bir ekonomi…

Burada duralım…

Bir anı…

Bornova’da Aziz Kocaoğlu’nun mağazası: Seçkin Ticaret.

Kapıdan girersiniz…

Buzdolabı alırsınız…

Ne çek var…

Ne senet…

Sadece bir defter…

Adınız yazılır.

Ve her ay ödeyeceğiniz miktar.

Ay başı geldi mi…

Koşa koşa gider, borcunuzu öderdiniz.

Ödemeyen yok muydu?

Vardı…

Ama bir elin parmaklarını geçmezdi.

Çünkü o zaman sistem başka bir şey üzerine kuruluydu:

Güven.

Bugün ne var?

Çek var…

Kağıt var…

İmza var…

Prosedür var…

Ama güven yok.

*

İki de bir soruyorlar:

“Eski Türkiye’yi özlüyor musunuz?”

Hem de nasıl…

Özlemek ne kelime…

Hasretiz.

*

Çünkü bugün çok net bir gerçek var:

Bir ülkede çekler ödenmiyorsa…

Sözün değeri kalmamış demektir.

Sözün değeri kalmadıysa…

Toplum çözülmeye başlamış demektir.

*

Ve hukuk mahkemeleri…

Orada da zirvede ne var?

Boşanma davaları.

Yani aile dağılıyor…

Yani insanlar aynı çatı altında kalamıyor…

Yani ekonomik kriz…

Sosyal krize dönüşmüş durumda.

Çünkü…

Geçim derdi büyüdükçe…

Sevgi küçülür.

*

Şimdi tabloyu yan yana koyalım:

Cebimizde sıkıntı, mal varlığı suçlarını doğuruyor.

Sinirlerimizde gerilim, şiddet suçlarına yol açıyor.

Ekonomide çöküş, çek davaları ve borca karşı çaresizliği getiriyor.

Evde maddi sıkıntılar huzursuzluğa ve boşanmalara kadar gidiyor.

Bu bir tesadüf değil.

Bu bir zincir.

Katlanarak çoğalıyor.

*

Şunu açıkça söyleyelim:

Suç artıyorsa…

Bu sadece güvenlik sorunu değildir.

Bu…

Ekonominin, eğitimin, adaletin ve sosyal yapının birlikte çöktüğünün göstergesidir.

*

Eskiden şöyle derlerdi:

“Adalet mülkün temelidir.”

Bugün görüyoruz ki…

Adalet sadece mahkeme salonlarında değil…

Pazarda, evde, sokakta da gerekiyor.

Çünkü adalet yoksa…

İnsan borcunu ödeyemez…

Öfkesini kontrol edemez…

Ailesini koruyamaz…

Geleceğe güvenemez…

*

Ve en tehlikelisi şudur:

Bir toplumda suç normalleşirse…

Artık kimse kendini güvende hissetmez.

Ne zengin…

Ne fakir…

Ne kadın…

Ne çocuk…

Hiç kimse.

*

O yüzden bu rapora sadece “istatistik” diye bakmayın.

Bu rapor…

Bir alarmdır.

*

Ve tek cümlelik gerçek:

Yalnızca suç artmıyor…

Umutsuzluk artıyor.