2026 NATO TOPLANTISI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME - NATO TÜRKİYE'Yİ NATO'DAN KORUYOR

2026 Yılının NATO ( North Atlantic Treaty Organization – Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü) devlet ve hükümet başkanları toplantısı başkent Ankara'da geçen hafta içinde yapıldı. Öncelikle altını çizelim ki; Türkiye toplantıyı başarı ile organize etti ve kusursuz bitirdi. Misafirlerin ağırlanmasından güvenliklerinin sağlanmasına kadar tüm detaylar başarı ile yerine getirildi. Emeği geçen herkesi kutlarız.

Abone Ol

Bu durum Türkiye'nin imajı açısından uluslararası alanda önemlidir. Çünkü dış ilişkilerde protokol, tutum ve davranışlar, simgeler önemli mesajlar içerir. Bu açıdan ülkemiz bir takdiri haketmiştir diye düşünüyoruz. Gelelim toplantıların içeriğine ve daha da önemlisi ülkemize ne getirileri olduğuna. Genel olarak iki günlük tabloya baktığımızda zirvenin en karlıları Zelensky ve Şara diyebiliriz. Rusya ve terör tehtidine karşı savunma bütçelerinin milyarlarca dolar arttırılacağını deklere eden NATO ittifakı Zelensky'nin 70 milyar EU'luk dev bir askeri yardım paketini kapmasına imkan sağladı. Üstelik bir sonraki sene için de aynı miktarı garanti ederek. Şara ise Suriye'nin istikarı için NATO'nun desteğini almış görünüyor. Ancak İsrailk'in Suriye üzerindeki planları Suriye'nin ilerleyen zamanda ABD mandasında bir devlet konumunda olacağını işaret ediyor. Ankara Zirvesi Bildirisinde ittifak Türkiye'ye teşekkür ederken ülkeler arasında 50 milyar dolarlık bir silah anlaşması da zirvenin önemli başlıklarından biri oldu. Zirve sonucunda Rusya açık biçimde uzun vadeli bir tehtid olarak tanımlandı. Türkiye bir NATO üyesi olarak bu tanımlamanın içinde olmakla birlikte Rusya ile iyi komşuluk ilişkilerini sürdürmek ve denge politikalarında devam etmek durumundadır. Çünkü NATO'nun bir anlamda patronu konumunda olan ABD'nin Rusya ile bir sınırı yoktur ama Türkiye Rusya ile komşu ülke konumundadır. Uzun yıllar boyu aldığımız mesleki eğitimimiz, yine uzun yıllar süren devlet görevlerimiz ve Uluslararası Güvenlik - Strateji alanında yaptığımız akademik çalışmalar bize şu klasik ilkeyi adeta ezberletmiştir; ülkelerin daimi dostu veya daimi düşmanı olmaz, daimi çıkarları vardır. Türkiye'de dostluğun ötesinde milli menfatlerini düşünmek durumunda olan çok stratejk konuma sahip bir ülkedir. Bu arada hemen belirtelim, ülkemizde jeostratejiden bihaber olan bazı aklıevveller NATO'dan çıkalım gibi akıl dışı ifadeleri gündeme getiriyorlar. Bu aklıevvellere şunu söylemek isteriz; “NATO Türkiye'yi en başta NATO'ya karşı koruyor.” Bu gün NATO üyesi olmasak Allah korusun “Emperyal Güçlerin” bir an bile düşünmeden bir sebeple Türkiye'ye yerleşmeye kalkmalarına tanık oluruz. Ha bunu başarabilirler mi, o biraz zor. Türk Milleti başka milletlere benzemez o da ayrı konu. Ama o arada ülkemiz epey sıkıntı yaşayabilirdi. Bu arada NATO üyelerinin aleyhimize olan faaliyetlerini de unutmuş değiliz tabii, o da ayrı bir konu. 1984 yılından itibaren PKK Terör örgütünü fiilen desteklediler.

Arazide ya da yakalanan teröristlerin üzerinde çıkan Amerikan Ordusu Sıhhiye birimlerinin yaralı tedavi paketlerinden mühimmatlarına kadar pek çok malzemeyi bu devlet gözleri ile gördü. Ya da bir başka NATO üyesi ülkenin PKK ya verdiği mayınları. Türkiye'mize uygulanan silah ambargolarını, çifte standartları, 15 Temmuzda Batı'nın gösterdiği hasmane tavırları vb. Bunlar kolay unutulmaz. Ama dedik ya tüm bu olan bitene rağmen Türkiye'nin NATO'nun etkin üyesi olması Türkiye'nin milli güvenliği açısından bu günün koşullarında elzamdir. Masada olmak varlık gücünüzü gösterir, söz hakkınız olur. Masa dışında kalırsanız etkiniz ortadan kalkar.

Uluslararası siyasette boşluk, kaybetmek demektir. Sizin boşluğunuzu dolduracak birileri hemen bulunur. Uluslarası siyasi mücadele sadece uluslararası kurumların kurduğu masalarda yapılır. Güvenlik ve Strateji biliminde temel kurallardan bir de hasımlarınızla aynı masada oturarak onların taleplerine set çekebilmeyi sağlayabilmektir. ABD, İngiltere, Fransa, Almanya hepsinin Türkiyte üzerinde “emperyal emelleri” olduğunu bilmeyen varsa bu dünyada yaşamıyor demektir. Ama bu ülkelerin hepsi birer NATO üyesidirler ve Türkiye'ye açıktan yapabilecekleri bir hasmane tutumu kendi kamuoylarına anlatamyacakları için kıskıvrak oturmak zorunda kalıyorlar. ABD de geçtiğimiz süreçte “İsrail'in yanında Türkiye'ye karşı bir tutum sergileyemiyoruz. Çünkü NATO üyesiyiz.” ifadeleri bile bizim tezimizi yani “NATO'nun Türkiye'yi NATO'dan koruduğunun” en açık kanıtıdır. O nedenle Türkiye “tam bağımsız savunma imkan ve kabiliyetlerine, çok güçlü bir ekonomiye, çok güçlü üretim kapasitelerine erişinceye kadar” NATO ittifakının güçlü bir üyesi olmaya devam etmek durumundadır. Türkiye istediği koşullara geldiğinde de zaten Batı'nın müttefiki çok güçlü bir devlet olarak “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini devam ettirerek ama gerektiğinde de “kendi borusunu öttürerek” milli menfaatlerini koruyacaktır. Zira Türkiye sıradan, herhangi bir devlet değildir. (Türkiye'nin İran savaşında, Ukrayna Savaşında ve Ortadoğu sürecinde yürüttüğü tarafsızlık ve denge politikaları tüm dünyanın takdirini kazandı.) Türkiye'nin bulunduğu jeostratejik coğrafi konumu nedeniyle Doğu Akdenizdeki hak ve menfaatleri, Ege'deki hak ve menfaatleri, Kıbrıs meselesi, etrafındaki ateş çemberi gibi nedenlerden dolayı çok güçlü olmak mecburiyeti vardır. İsrail'in Suriye, Irak, İran ve Türkiye üzerinde , Yunanistan'ın Ege, Doğu Akdeniz ve Trakya üzerinde, Güney Kıbrıs Rum Kesiminin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üzerinde “hayat sahalarını genişletme emelleri” olduğu artık ilkokul çocuklarınca bile bilinmektedir. ABD, Rusya ve Çin gibi büyük emperyal güçlerin ise tüm bölge hayat sahasını kontrol etme istekleri ise bilinen bir gerçekliktir. Bu durumda Türkiye gibi merkezde olan bir ülkenin sadece askeri güç ile değil ekonomik güç ile de başat rol oynaması gerekmekterdir. Yani Türkiye hem tarımsal hem de teknoloji bağlamında çok güçlü bir üretim ekonomisine de sahip olmak zorundadır. Zirve'de Trump'un Türkiye ile ilgili beyanları hoşnut edici idi.

Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan'da Trump'a özel bir ilgi göstererek doğru bir yaklaşımda bulundu. Zira Türkiye'nin ABD'den haklı bazı talepleri mevcut. Bunların en başında da bedelini 1,5 milyar dolar olarak ödediğimiz (faizi ile şimdiye 2 milyar dolar olmuştur.) 6 adet F-35 uçağının alınması en haklı taleplerimizdendir. Lakin Trump “Bu konuda kesin bir karar vermediğini” ifade etti. Bu ifadeyi Kasımda ABD'deki kongre seçimleri ile iniltilemek gerekir. Çünkü İsrail Türkiye'nin F-35 almasına kesinlikle karşı durmaktadır. Yine Yunanistan da aynı şekilde F-35 satışına karşıdır. ABD'deki güçlü Yahudi lobisinin ve daha düşük etkideki Rum lobisinin kongre seçimlerine etkisini düşünecek olursak F-35 alımı ile ilgili Trump'un ne kadar samimi davranabileceğini kestirmek çok da kolay olmayacaktır. Öte yandan Türkiye satınalmış olduğu Rus Hava Savunma Sistemi olan S-400 ler ile ilgili olarak ABD tarafından CAATSA yaptırımları ile karşı karşıya kalmıştı. Trump dost ve müttefik ülke olarak nitelediği Türkiye'ye karşı bir yaptırım olmamasını istediğini sıkça dile getirdi. Ancak ABD, Türkiye'nin S-400 leri sınırları dışına çıkartması gerektiğini de ısrarla beyan ediyordu. Bu durumda bir S-400 sorunu olduğu da ortadadır. Türkiye s-400 leri üçüncü bir ülkeye satmak ister lakin Rusya ile yaptığı alım sözleşmesinde “son kullanıcı” ifadesi bulunduğundan bu satışın Moskova'nın onayı ile olması gerekmektedir. Putin'in bu duruma nasıl bir tutum göstereceği henüz bilinmiyor. Ama bir şekilde sorunun çözüleceğini değerlendiriyoruz.

Zirvede İran konusuna da bir başlık açılmış İran'ın asla nükleer silaha sahip olmaması gerektiği belirtilerek Hürmüz Boğazındaki seyrüsefer serbestisine de saygı göstermesi istenmiştir. Toplantının akşamında ABD'nin İran'ı vurması da ayrıca üzerinde durulması gereken bir husustur ve Türkiye açısından önemlidir. Evet, Türkiye bir NATO üyesidir ama İran ile de bin yıldır komşudur ve 400 yıldır da en küçük bir sınır sürtüşmesi olmamıştır. İran'ın Türkiye'nin hayat sahasına girmek istediğini, rejimini ihraç etmek istediğini, İran İstihbaratından pek çok görevlinin Türkiye'de zaman zaman da olsa hasmane tutumlar üstlendikleri ve devletimizce engellendikleri, terör örgütü PKK'nın İran kolu olan PJAK'ın İran tarafından her türlü desteklendiği bilinmeyen hususular değildir. Buna rağmen Türkiye ile İran arasında açıktan bir sürtüşme kaçyüz yıldır yaşanmamıştır. Türkiye İran ile olan münasebetlerinde de tıpkı Rusya ile olduığu gibi denge politikalarına başarı ile devam etmelidir. NATO zirvesinde önemli bir başlık da ABD'nin artık Avrupa'nın güvenliği için daha fazla para harcamak istemediğinin netleşmesidir. ABD NATO'nun esas gücü olarak müttefiklerine bir nükleer koruma sağlamak ve organize edici rolü oynamak ama daha az harcama yapmak istemektedir. Bu durumda Avrupa'nın NATO güvenliğinde Türkiye başat rolde olmaktadır. Sözkonusu bu durum iyi değerlendirildiğinde Türkiye'nin Avrupa ile olan ilişkilerinde elindeki en büyük koz olabilir ve ciddi kazanımlar elde edilebilir. Zirve bildirisindeki açıklamaya göre Savunma sanayii üretim kapasitesinin arttırılması ve NATO içindeki savunma ticaretinin engellerinin kaldırılması Türk Savunma Sanayii için büyük pazar imkanları sunabilir. Bu gün savunma sanayiimizdeki ilerleme birçok dalda dünya ile rekabet edebilecek imkanlara sahiptir. Sayın Erdoğan ile Trump arasındaki önemli konulardan birinin de KAAN uçağımızın motorlarının tedariki ile F-16 yenilemeleri idi. Anladığımız kadarı ile KAAN uçağımızın motorlarını ABD'den alma imkanımız olacak. Tabii gönül ister ki kendi uçağımızın motorlarını da kendimiz yapalım, kimbilir belki bir gün o da olur. NATO zirvesinden çıkardığımız stratejik bir sonuç da NATO'nun yakın gelecekte Asya- Pasifik'ten de bazı üyelerinin olabileceğidir. Örneğin Kore gibi, Japonya gibi. Çünkü ABD için orta ve uzak gelecekte en stratejik hasım Çin'dir. ABD Çin'i çerçevelemek için tüm alternatifleri zorlayacaktır. Aksi durumda ABD'nin hegemonik devlet olması mümkün olmaz. Bunun için de NATO'nun genişlediğini görürüsek hiç şaşırmayalım. Zirvede NATO'nun 5nci maddesine olan bağlılığın mütehaddit defalar vurgulanması da önemlidir. Zaten NATO'nun en temel varlık nedenlerinin başında 5nci madde gelmektedir. Lakin bir üyeye bir saldırı olduğunda bu maddenin işletilebilmesi için NATO Sözleşmesine göre NATO Güvenlik Konseyi'nin derhal toplantıya çağırılması ve ardından 5nci maddenin uygulanmasına “oy birliği” ile karar verilmesi gerekmektedir. Allah korusun Türkiye bir saldırıya uğradığında acaba Yunanistan 5nci maddenin işletilmesine evet oyu verir mi? Ne bilelim, aklımıza geliverdi işte. Bu arada şunun da altını çizelim; Türkiye'nin yaptığı en stratejik yanlışlardan birisi 12 Eylül döneminde Kenan Evren'in 20 Ekim 1980 de “Yunanistan'ın NATO'nun Askeri Kanadına yeniden girmesine onay vermesi” olmuştur. Bu tarihi bir hataydı. Bütün bunlara rağmen günün sonunda şunu söylemeliyiz; günümüzün mevcut koışulları içinde NATO Türkiye için, Türkiye'de NATO için elzemdir.

Sonuç itibarıyle Türkiye bu zirveden yüz akı ile çıkmıştır, emeği geçen herkese teşekkürler.