15 TEMMUZ'U ANMAK YETMEZ, ANLAMAK GEREKİR...

Tarih, sadece yaşananları kayda geçirmek için değil, aynı hataları tekrarlamamak için de vardır. 15 Temmuz 2016 gecesi, Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasal düzenini ortadan kaldırmayı hedefleyen kanlı bir darbe girişimi yaşadı. O gece hayatını kaybeden 251 yurttaşımızı rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyorum.

Abone Ol

Demokrasiye yönelmiş her türlü silahlı müdahale, kimden gelirse gelsin, hangi gerekçeyle savunulursa savunulsun reddedilmelidir.
Ancak demokrasiyi savunmak, yalnızca darbeye karşı çıkmak değildir. Asıl mesele, darbeleri mümkün kılan siyasal ve kurumsal zaaflarla yüzleşebilmektir.

Mustafa Kemal Atatürk, "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir." derken yalnızca bir yönetim biçimini tarif etmiyordu. Aynı zamanda devletin hiçbir kişi, zümre ya da örgütün vesayeti altına giremeyeceğini ifade ediyordu. Milli egemenlik, Cumhuriyet'in omurgasıdır. Bu ilke, sandık kadar hukuku; çoğunluk kadar azınlık haklarını; yönetme yetkisi kadar denetlenebilirliği de kapsar.

15 Temmuz, devlet içinde örgütlenen kapalı ve hesap vermeyen yapıların, Cumhuriyet için nasıl büyük bir tehdit oluşturduğunu acı biçimde gösterdi. Bu nedenle çıkarılması gereken ders yalnızca "bir daha darbe olmasın" değildir. Asıl ders, devletin bütün kurumlarının liyakat, şeffaflık ve hukuk ilkeleriyle yönetilmesi gerektiğidir. Kamu görevi sadakatle değil, ehliyetle yürütülmelidir. Çünkü kişilere bağlı devletler zayıflar; kurumlara dayanan devletler güçlenir.

Sosyal demokrasi tam da bu noktada önemli bir perspektif sunar. Güçlü devlet ile demokratik devlet birbirinin alternatifi değildir. Gerçek anlamda güçlü devlet, bağımsız yargısı, özgür basını, hesap verebilir yönetimi ve fırsat eşitliğini sağlayan sosyal politikalarıyla vatandaşına güven veren devlettir. Demokrasi yalnızca seçim günü kullanılan oy değildir; her gün yaşanan bir hukuk ve özgürlük düzenidir.

Atatürk'ün "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." sözü bugün de yolumuzu aydınlatmaktadır. Bilimin yerini dogmanın, eleştirel düşüncenin yerini biatin aldığı toplumlarda demokrasi zayıflar. Eğitim sistemi sorgulayan bireyler yetiştirmediği sürece, demokratik kültür de kalıcı olamaz. Cumhuriyet'in en büyük güvencesi, özgür düşünen ve sorumluluk sahibi yurttaşlardır.

Bugün Türkiye'nin ihtiyacı yeni kutuplaşmalar üretmek değildir. Demokrasi, rakibini düşman görmek değil; farklı görüşlerin hukuk içinde birlikte yaşayabilmesini sağlamaktır. Çünkü Cumhuriyet, yalnızca belli bir siyasi anlayışın değil, 86 milyonun ortak evidir. Bu ortak evi korumanın yolu ise hukukun üstünlüğünü herkes için eksiksiz işletmekten geçer.

15 Temmuz'un ardından en çok konuşmamız gereken konu intikam değil, adalettir. Adalet duygusunun zedelendiği toplumlarda toplumsal barış kalıcı olamaz. Devletin gücü, cezalandırma kapasitesinden önce hukuk kurallarına bağlılığından gelir. Hukuk, iktidarda olanlar için de muhalefette olanlar için de aynı şekilde uygulanabildiğinde gerçek anlamına kavuşur.

Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına girdiğimiz bugünlerde, geçmişten ders çıkararak geleceği inşa etmek zorundayız. Gençlerimizin umudunu büyüten, emeği koruyan, kadın-erkek eşitliğini güçlendiren, laik eğitimi geliştiren ve sosyal adaleti önceleyen bir Türkiye, darbelerin de vesayet girişimlerinin de panzehiridir. Çünkü demokratik kültür, sadece anayasalarda değil, günlük yaşamın her alanında kök saldığında kalıcı hale gelir.

15 Temmuz'u yalnızca bir anma günü olarak görmek eksik kalır. O günü, Cumhuriyet'in temel ilkelerini yeniden hatırlama ve güçlendirme günü olarak değerlendirmeliyiz. Atatürk'ün gösterdiği çağdaş uygarlık hedefi; aklın, bilimin, özgürlüğün ve milli egemenliğin birlikte yaşadığı demokratik bir Türkiye idealidir.

Bugün bize düşen görev, geçmişin acılarından siyasal çıkar üretmek değil, ortak geleceğimizi sağlam temeller üzerine kurmaktır. Demokrasiye sahip çıkmak; yalnızca darbeye karşı durmak değil, hukuku üstün tutmak, kurumları güçlendirmek, liyakati esas almak ve özgür yurttaşların Cumhuriyeti'ni kararlılıkla savunmaktır.

Çünkü Cumhuriyet, bir neslin mirası değil; her neslin yeniden koruması gereken ortak emanetidir. Ve o emanetin en güçlü güvencesi, korku değil özgürlük; biat değil yurttaşlık bilinci; kutuplaşma değil demokratik uzlaşmadır.