Son Mühür - Türk siyasetinde ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ekseninde yaşanan "mutlak butlan" krizi, diğer siyasi partilerin de yakın takibinde. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi'nin, CHP’nin yönetimini değiştiren radikal kararının yankıları sürerken, bir açıklama da Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi İzmir kanadından geldi. DEVA Partisi İzmir İl Başkanı Mahmet Aybar Uygur, yaşanan süreci yaklaşık on yıl önce Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) içerisinde yaşanan olağanüstü kongre krizine benzeterek, siyasetin doğal mecrasından çıkarılıp mahkeme salonlarına hapsedilmesinin tehlikelerine dikkat çekti. Uygur, kolluk kuvvetlerinin de dahil olduğu son görüntülerin demokratik zeminde ciddi bir sorgulamaya yol açtığını ifade etti.
MHP'de yaşananları hatırlattı
Gelişmeleri tarihi bir perspektifle ele alan DEVA Partisi İzmir İl Başkanı Mahmet Aybar Uygur, bugün CHP içinde alevlenen "mutlak butlan" tartışmalarının, hafızaları yaklaşık on yıl öncesine, MHP'deki olağanüstü kongre sürecine götürdüğünü belirtti. İki sürecin dinamiklerinin birebir aynı olmadığını vurgulayan Uygur; MHP'deki krizin bir liderlik yarışı, CHP'deki krizin ise kurultayın hukuki geçerliliği üzerinden yürüdüğünü ancak her iki olayda da siyasi meselelerin hukuk koridorlarına taşınması gibi benzer bir yöntemsel hataya düşüldüğünü dile getirdi.
DEVA Partisi İzmir İl Başkanı Mahmet Aybar Uygur’un açıklaması şöyle:
"Bugün Cumhuriyet Halk Partisi içinde yaşanan 'mutlak butlan' tartışmaları, hafızaları yaklaşık on yıl önce Milliyetçi Hareket Partisi içerisinde yaşanan olağanüstü kongre sürecine götürüyor. O dönemde de parti içi irade, kongre talepleri, yargı süreçleri ve yönetim tartışmaları yalnızca hukuki bir başlık olarak değil, doğrudan siyasi sonuçlar doğuran gelişmeler olarak değerlendirilmişti.
Elbette iki sürecin birebir aynı olduğunu söylemek doğru olmaz. MHP’de yaşananlar daha çok liderlik yarışı ve parti içi değişim talebi etrafında şekillenirken, CHP’de tartışma kurultayın hukuki geçerliliği ve sonrasında oluşan yönetim yapısının meşruiği üzerinden ilerliyor. Ancak yöntem tartışmalarına bakıldığında benzer bir tablo dikkat çekiyor: Siyasetin kendi doğal mecrasında çözülebilecek meselelerin hukuk koridorlarına taşınması ve ortaya çıkan her hukuki kararın siyasi sonuçlar üretmesi.
Asıl üzerinde durulması gereken nokta da burada ortaya çıkıyor. Çünkü siyasi partiler yalnızca tabeladan ibaret yapılar değildir; milyonlarca seçmenin beklentisini, umudunu ve iradesini temsil eden kurumlardır. Parti içi tartışmaların demokratik mekanizmalar yerine uzun hukuki süreçlerin gölgesinde şekillenmesi, zamanla yalnızca ilgili partiyi değil, toplumun siyasal sisteme duyduğu güveni de etkileyebilir.
Bugün polis müdahalesi eşliğinde alınan bir mahkeme kararının kolluk güçleri tarafından uygulanmasına ilişkin ortaya çıkan görüntüler de yıllarını siyasete vermiş biri olarak beni derinden etkiledi. Düşüncesi, görüşü ve partisi ne olursa olsun, bu tür görüntülerin demokratik zeminde ciddi sorgulamalara neden olduğu açıktır. Siyaset; farklı fikirlerin mücadele ettiği, millet iradesinin sandıkta ve demokratik mekanizmalar içerisinde karşılık bulduğu bir alandır. Siyasi tartışmaların ve parti içi süreçlerin güvenlik görüntüleriyle anılmaya başlanması, yalnızca ilgili siyasi yapıları değil, toplumun demokrasiye olan güvenini de etkileyebilecek sonuçlar doğurur.
Hiçbir siyasi görüş, hiçbir parti ve hiçbir kişi demokrasinin üzerinde değildir. Ancak aynı şekilde hiçbir siyasi mücadele de demokrasinin ruhuna zarar verecek görüntülerle hafızalara kazınmamalıdır. Çünkü siyaset kurumunun yara alması, demokrasimiz açısından yalnızca partilerin meselesi değildir; güçlü demokrasi, güçlü kurumlar ve millet iradesine duyulan güven üzerine yükselir.
Geçmişten bugüne çıkan ortak ders şudur: Hukuk siyasetin güvencesi olmalıdır, siyasetin yerine geçen bir alan haline gelmemelidir. Aksi halde tartışma bir partinin kongresi olmaktan çıkar; demokrasi kültürünün nasıl işleyeceği ve milli iradenin hangi zeminde karşılık bulacağı sorusuna dönüşür.
Geçmişte yaşanan örnekler de göstermiştir ki siyasi alan daraldığında kaybeden yalnızca bir parti ya da bir siyasi kadro olmaz; toplumsal güven, kurumların itibarı ve demokratik kültür de zarar görür. Bu nedenle farklı görüşler, farklı partiler ve farklı siyasi mücadeleler olsa da ortak sorumluluğumuz; siyasetin meşruiyetini, kurumların itibarını ve millet iradesinin üstünlüğünü koruyabilmektir. Çünkü demokrasilerde kalıcı meşruiyetin en güçlü dayanağı, milletin özgür iradesidir."